Yabani buğdayın ehlileştirilmesi ile tarihlenen tarım ekonomisi başlangıcı M.Ö. 8500 – 9000 yıllarına dek gidiyor. Mezopotamya’da ilk kez Şeria vadisinde yetiştirilen buğdaydan günümüz buğdayına gelene dek buğday tarım ekonomisinin temeli olmaya devam ediyor. Hatta eski Mısır’da, mayalı ekmek M.Ö. 2600 yıllarında, o kadar değerli idi, bir süre para yerine bile kullanılmaya başlandı, hatta mumyaların yanına mezar hediyesi olarak konurdu.
Türkler göçebe döneminden yerleşik düzene geçene dek saçta pişirilen, yufka tarzında, dürüm yapılarak tüketilen ekmek türünü bulmuşlardır. Böylece dürüm yapılan yufka, bazlama vb’in dış katmanı kurusa bile, içte kalanlar taze olarak tüketilebiliyordu.
****
Osmanlı döneminde buğday devlet tekelinde idi, devlete ait ambarlarda muhafaza edilir, gerektiği kadarı tüketime sunulurdu. Bugün de bu otorite denetimi bir anlamda sürüyor. Bilindiği gibi ekmek fiyatları yerel otorite tarafından belirleniyor. Bu uygulamaya “Narh” uygulaması deniyor. Kamu yararı gereği temel gereksinimleri karşılayan mal ve hizmetlere otorite müdahalesi olarak ifade ediliyor, kısaca bir tavan fiyat verilebiliyor.
Kısaca bu tarihçeden de anlaşılacağı üzere ekmek bir anlamda kutsallık atfedilen, çalışarak kazanılan paraya “ekmek parası” denerek bir dokunulmazlık giysisi giydirilen, yaşamsal bir gıdadır.
Türk halkı “ekmek yemeden” doymam der, bunun sonucunda dünya insanına göre 7 kat fazla ekmek tüketiyoruz. Sonuç: Dünya Sağlık Örgütü yetkililerine göre Türk halkı “tokluk açlığı” çekiyor. Yani “karnı tok sırtı pek” ancak beslenme yetersizliği çekiyor, gerekli hayvansal ve bitkisel proteinleri alamıyor, aminoasitlerden yoksun, lipitler, vitaminler, minerallerden yoksun bir diyet uyguluyor.
****
Bir iki öncü girişim sonucu üretilenler dışında, kadim buğdayımız kitlesel üretimde bugün yok maalesef. Çeşitli nedenlerle kromozomları ile oynanmış bir buğdaya sahibiz. Verim arttırma, makine biçimine uygun kısa kalın sap derken melezlenerek 14 kromozomlu kadim buğdayımız bakmışız 42 kromozoma kadar çıkmış. Bu ölçüde de “glüten” yükü 6-7 kat artmış, besin değeri düşmüş, insan genetiğine uygun olmayan bir buğday olmuş. Ondan sonra gelsin obezite, gelsin glüten intoleransı, çölyak sindirimi zor, alerji problemleri.
Türk insanı genel olarak 1948’den sonra beyaz unla, hem de “has un” ismi verilerek tanıştırıldı. Ne hası, aslında “nylon”undu bu ve içindeki değerli maddelerinden yoksundu.
Bu yazımda buğdaydan, undan, ekmekten bahsetmemin nedeni Sağlık Bakanlığı ve Tarım Orman Bakanlığının birlikte çalışarak aldıkları bir karar.
****
Şubat başında bu karar medyaya düştü. Bundan böyle genel tüketimdeki ekmekte yüzde 70 tam buğday unu kullanımı zorunlu olacak. Öncelikle kamu kurumlarında tüketilen ekmeklere bu kural uygulanacak. 1 yıl bu uygulama kamu kurumlarında devam ederken un üreticileri, ekmek üreticileri de üretim proseslerinde buna uyum sağlayacak çalışmaları yapacaklar. Bu süre sonunda “tam buğday ekmeği tüketiminin arttırılması” kampanyası tüm yurtta uygulanmaya başlayacak.
Bu beyaz ekmekten kaçış kampanyası çok önemli bir karar. Umarım kampanya düşünüldüğü gibi uygulanır da Türk insanı “nylon” ekmekten kurtulur.