Dikkat! Soruyorum?

“Gece, yavaşça siyah mantosunu sürükler

Vapurlar, şimdi suya bırakılmış kütükler,

Ufuk, banyo edilen bir fotoğraf camıdır…”

Bugün Sabahattin Ali’nin dizeleriyle sizlere merhaba dedim. İstanbul için kaleme aldığı “Köprüde Sabah” şiirinin ilk üç dizesi ile…

Yazının girişi “İstanbul” olunca, aklınıza, ligimizin “üç büyükler” lakaplı ekipleri gelmesin hemen! Elbette ki onlar da İstanbul değerlerinden… Ancak yenilerde İstanbul’a yeni değerler katmaya çalışanlar var! Ya da değermiş gibi olmaya çalışanlar…

İstanbul’da hiç yaşamadım ben. Sadece günübirlik veya birkaç gecelik kısa gezilerden ibaret İstanbul hayatım… Yaşayanlar veya sıklıkla gidenler daha iyice bileceklerdir ki, İstanbul, Maslak adında bir semt barındırır içerisinde… Ve onun da içerisinde yeşeren Büyükdere Caddesi…

Bu Maslak ve Büyükdere Caddesi, yeni İstanbul’un, yani yaklaşık olarak son yirmi beş yılda daha fazla betonlaşan İstanbul’un sözde, yenice yüzü aslında… Gökdelenler bölgesine dönen Maslak’ı, daha doğrusu Büyükdere Caddesini uzun uzadıya anlatmayacağım. Ama gökdelen adı verilen yapılarla ilgili şunları yazayım kısaca; Janjanlı Amerikan filmlerinden biliriz daha çok gökdelenleri… Özellikle New York şehrinin Manhattan semtinden… Adları gibi, yeryüzünden uzaya doğru fırlamaya hazır betondan füzeler gibi dikilmişlerdir oldukları yerlere… İçlerinde kaç oda, kaç daire, kaç asansör, kaç basamak, kaç pencere ve kaç can olur, dışarıdan pek bilinmez! Sadece önlerinden geçer gideriz. Ve onlar utanmaz halleri ile gitgide dikleşerek bakarlar arkamızdan…

İzmir’e dönelim;

İzmir’de de benzer bir yer var; gitgide dikleşen bu yer Bayraklı ilçe sınırlarında kalan, denize ve depreme paralel olan Manas Bulvarı… Sağlı sollu yükseliyorlar ve izin vermiyorlar imbat rüzgârlarının içlere yetişmesine… Manas’tan Atatürk Stadına doğru yol alalım ve Bornova ile Konak sınırını belirleyen Fatih Caddesine gelelim; bilenler, şöylece etraflarına baktıklarında, henüz gökdelenlerin işgallerine pek rastlayamayacaklar bugün Fatih Caddesinde... Peki, yarın?

30 Ekim İzmir depreminden hemen sonra onlarca yetkili ağız, yaptıkları açıklamalarla beynimizi doldurdu; “Atatürk Stadı depremde hasarlı hale gelmiştir ve yıkılmalıdır”. Zaten depremin ardından, kısa süre içerisinde, İzmir Valiliği stadın kapanmasının emrini verdi.

Yüzlerce müsabakaya ev sahipliği yapan, binlerce seyirci ağırlayan, onlarca organizasyonun ev sahibi koca çınar, Atatürk Stadı da, bahsini ettiğim Fatih Caddesi üzerinde yer alıyor. Dile kolay, tam yarım asırdır hayata direnen bu devasa yapı, yan tesisleri ile, altında yer alan kapalı spor imkanları ile ve demokratik kitle örgütlerine sağladığı avantajları ile İzmir’in vazgeçilmezleri arasındadır. Bir tarihtir Atatürk Stadı… Akdeniz Olimpiyatları, Üniversite Olimpiyatları gibi dev organizasyonlar üstlenmiş, tribünlerini, 80 bin kişinin doldurarak rekorlar kırdığı bir simgedir aslında İzmir için… Sadece stadın içi ile değil, yanında yer alan diğer spor imkânları ile de İzmirlinin, özellikle de amatörlerin yuvasıdır Atatürk Stadı…

Dikkat! Soruyorum?

Deprem zarar verdiyse, neden hala tribün altı salonlarını, gençlik spor il müdürlüğü para karşılığında kullandırmaya devam ediyor? Stat, hani kapatılmıştı?

Başka bir soru daha; yıkacağız diyorsunuz! Peki, yıkınca yerine Maslak ya da Manas örneğindeki gibi gökleri delenlerden mi dikeceksiniz?

Son soru; diyelim ki yıktınız ve yerine, uygun koşullarda bir stat projesi yaptınız. Projede sadece futbol stadı mı olacak? Yoksa, antrenman sahaları, atletizm pistleri ve diğer sporcuların da yararlandığı İzmir’e yakışacak dev bir spor merkezi mi olacak? Eski de olsa, binlerce İzmirliye şu anda hizmet ettiği gibi…

Dipnot; “…İzmir yaşar ve yaşanır/ömrüm, İzmir misali/yasemen kokar/Ay çıplaktır, ışığı da/İzmir hem ay/hem ayın ışığı kokar”. Refik Durbaş.

YORUM EKLE

banner97

banner101

banner96

banner100