Dedim  dedi dediler

Dedim, dedi, dediler...

Tıpkı, çocukların siyasetin kirli elinin deymediği  "Elim ucu sende ve kör ebe" oyunu gibi...

Devletin "kurum ve kuralları çalışmıyor; çalıştırılmıyor" deniliyor!

Bunlar kim ve kimler?

Tek cevap dolandı bağımsız kanallarda; "Başkan'ın adamları ..."

Bunu demeyen, diyemeyen, daha doğrusu "böyle kurum ve kuruluş var mı?" diye düşünülürken, bu ucu kapalı sorunun cevabı yine "eli-kolu, midesi, vicdanı bağlı olmayan" uzmanlardan geldi: 

"Olmaz mı! İşte Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu TRT !.."

İşte Merkez Bankası (MB) Başkanı'nın yenisi ile değişitirilmesi gereçeği; Gitti Çetinkaya, geldi Uysal ... 

Sahi Çetinkaya, çok mu çetin bir kaya idi! Ya da Murat çok mu uysal olduğu için değiş-tokuş yapıldı? 

İşte FETÖ ile anılan eski biraderler pılısını pırtısını toplayıp Saray'a "Gölge etme, başka ihsan istemem!" derken, bir yandan da eski biraderlerden bazıları da işbaşında teknenin karaya oturmaması için kazana faryap odun atmaya başlamadı mı?

Eski biraderler iş başında ya!

"Kriz, bunalım; bunun sonu buhran" mış!

Hafta başından bu yana öyle diyor; AK Saray dışındaki bağımsız kanallarda konuşan ekonomi uzmanları... 

Ha sahi! Manisa'nın ağlayan kayası diye anılan, ikna kabiliyeti yüksek eski milletvekillerinden Avukat Bülent Arınç da Ak Saray'da, yani YİK'te (Yüksek İstişare kurulu) kolları sıvayıp "Özgül ağırlığınca" işe başladı. Ofis, arabalar, şoförler ve yakıt dışında 13 bin lira olan YİK maaşı, "edepsizler" deyimi gürültüleri arasında 18 bin liraya yükseltilivermiş... Ve şimdi deniliyor ki: herkesin bir özgül ağırlığı varmış; 3 bin TL... Siyasetimiz bir bakıma böyle fizik kuralları ile  yönetilmeye başlanmadı mı?

* * *

Cennet İzmirimiz ve de ilçeleri belediyecilikte "özgül" değil, halkın "özgür ağırlığınca" yol alırken, aynı modelle İstanbul'da halkın kahramanı olarak Ekrem İmamoğlu 31 Mart' ta haczedilen mazbatasını yine 23 Haziran'da malum "İcra dairesinden!" aldı. İmamoğlu, İzmir gibi, Ankara gibi, Aydın, Antalya, Adana gibi izzet-i ikbal ile makama geldi. Hani takvimler "1 Nisan'ı" gösterse diyecektik ki, "Makam koltuğuna toplu iğneler yerleştirildi..."

Nereden çıktı bu 1 Nisan şakaları? Bu acıyla 31 Mart ile 23 Haziran arasındaki süreçte kayyumun atadığı 2 bin 500 kişi hangi sıfatla işbaşı yaptı? Kriterler bilinmiyormuş, sorulamıyormuş! Yine bu süreçte harcanan milyarlarca lira ile bırakın Asya- Avrupa arasına sıra selviler gibi köprüler kurmayı, yolcu garantisi verilmeden "İstanbul'dan Bağdat'a bile yol yapılırmış!" ... İşte böyle düşünebiliyor insanlar! 

İzmir'de Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer bu düşünceleri ortadan kaldırmak için Belediye Meclisi'nin toplantılarını halka açık yapma kararı aldı. Şimdi İstanbul da ekranlara getirmeye başladı...

Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı İ. Melih Gökçek birçok alana özel kameralar yerleştirip görüntüleri evinden- ofisinden seyretmiş, seyrediyormuş! Ama Mansur Yavaş da açık seçiklikten yana; kameralı dikiz sisteme basmış tekmeyi! 

Tek adam yönetimlerinde işler böyle aleni değil, kapalı kapılar ardında yapılıyormuş meğer!  Söylenen o ki; tüm belediyeler halkın seçtikleri tarafından değil, artık AKP'li Cumhurbaşkanı tarafından denetlenip yürütülecekmiş... Hani böyle bir "göstermelik Bakanlık" kurulursa sakın şaşmayın! 

İçişleri Bakanlığı Soylu ile mi, yoksa soylu soysuz demeden mi devam edecek! Onu da bekleyip göreceğiz... 

Amaç, ellerinden alınan belediyelere, başta İstanbul'a, 16 milyonluk İstanbullu'ya "Madem öyle, işte böyle!" hamlesi mi dersiniz? İnanın bilemiyorum! İşte "Kör gözün parmağıma!" misali köprülerde tamirat, otoyolların kapanması vs... Yetmez mi? 

Bir süredir "Adalet'in terazisi" gündeme gelmişti. AK Parti'li Cumhurbaşkanı, yani "tek adam" Erdoğan, Adalet Bakanlığı Bakan yardımcılıklarına Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü Şaban Yılmaz, Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Uğurhan Kuş ve avukat Zekeriya Birkan'ı getirdi. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, hemen 'hayırlı olsun' mesajı yayınlayarak “Kendilerine yeni görevlerinde başarılar diliyorum, hayırlı olsun" dedi...

Hatırlayın, "Kahveler, çaylar iktidardan" deyip "Millet parkları" projelerini kuranlar şimdi İstanbul'da fark üstüne fark atan demokrasi kahramanı İmamoğlu'nu ne "çay içmeye buyurun" diyor, ne de tek adamın korkusundan randevu veriyor!

Neden diye halka sormaya da kalkışmayın sakın! Çay, şeker, elektrik, havagazı, mazot, benzin, sigara, rakı ve "arkası bitmeyen dertleri" için "Fesuphanallah" çekip sonra şu şarkı sözü ile cevap verirler: "Arkası gelmez dertlerimin bıktım illallah/ Biri biterken öbürü de başlar/ vermesin Allah/ Böyle gelmiş böyle gidecek korkarım vallah/ Yok mu çaresi..."

*****


 

YORUM EKLE