SEMİ TEKTAŞ/Buca’da yapılması planlanan yeni şehir hastanesi, tartışmaları da beraberinde getirdi. Şehir hastaneleri, devletin kaynaklarını özel sektör şirketlerine aktarmakla eleştiriliyor ve bu proje de bu tartışmaları derinleştiriyor. Buca'da inşa edilmesi planlanan hastanenin, sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırmak amaçlanıyor ama İzmir’deki hastanelerin birçoğunun eski olması ve bütçenin buralara ayrılmaması ise tepki konusu oldu. Projenin, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve kâr amacı güden büyük şirketler için bir fırsata dönüşüp dönüşmeyeceği merak ediliyor. Birlik Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Birlik Sağlık-Sen) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) projeye karşı çıkarken Türkiye Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Kamu Görevlileri Sendikası (Türk Sağlık-Sen) ise projeye temkinli yaklaşarak kentin yenilenebilmesi için projenin hayata geçmesi gerektiğini savunuyor.
Özel sermaye tepkisi
SES İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Hava Akcan, halkın kaynaklarının özel sektöre aktarılmasına tepki göstererek, “Tınaztepe Mahallesi'nde yapılması planlanan yeni şehir hastanesi için imar planı değişikliğinin askıya çıkarılması, sağlık politikalarını yeniden gündeme taşıdı. Yaklaşık 35 hektarlık bir alanda inşa edilmesi planlanan bin 200 yataklı dev sağlık kampüsü, büyük bir yatırım olarak sunulurken, şehir hastanelerinin sağlık sistemi üzerindeki uzun vadeli etkileri sorgulanmaya başlandı. Son yıllarda Türkiye’de hızla yayılan şehir hastaneleri modeli, sağlık hizmetlerini özel sektöre devreden ve halkın kaynaklarını özel şirketlere aktaran bir yapı halini aldı. Kamu-özel iş birliği (KÖİ) modeliyle hayata geçirilen bu hastaneler, devlet adına yapılacak gibi gözükse de, finansman ve işletme süreçlerinde özel şirketlerin belirleyici rol oynadığı bir sistem yaratmaktadır. Devlet, yıllarca sürecek kira ve hizmet bedellerini garanti altına alırken, kamu bütçesinden milyarlarca liralık kaynak özel şirketlere aktarılmaktadır. Bu durum, halkın yani kamunun kaynaklarının özel sermayeye gitmesine neden olmaktadır” şeklinde konuştu.
Akcan: Zamanlaması manidar!
Şehir hastanesinin zamanlamasının manidar olduğunu ifade eden Akcan, “Şehir hastanelerinin kurulmasıyla birlikte, birçok kentte merkezdeki kamu hastaneleri ya kapatılmış ya da işlevsiz hale gelmiştir. Yeni kapanan Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin yeniden açılacağı belirtilse de yeni şehir hastanesinin planlamasının şimdi gündeme gelmesi manidardır. Sağlık hizmeti tek bir büyük kampüste toplanırken, yurttaşlar kilometrelerce yol gitmek zorunda bırakılmaktadır. Özellikle yaşlılar, kronik hastalar ve düşük gelirli yurttaşlar için sağlık hizmetine erişim giderek zorlaşmaktadır. Sağlık alanında uygulanan piyasacı politikalar yalnızca hastaları değil, sağlık emekçilerini de doğrudan etkilemektedir. Devasa kampüslerde çalışan sağlık emekçileri, daha yoğun iş yükü, daha güvencesiz çalışma koşulları ve performansa dayalı bir sistemle karşı karşıya kalmaktadır. Sağlık hizmetinin niteliği ise giderek daha fazla “verimlilik” ve “maliyet” hesaplarına indirgenmektedir. Oysa sağlık hizmeti bir ticari faaliyet değil, temel bir insan hakkıdır. Sağlık politikalarının amacı şirketlere yeni kâr alanları yaratmak değil, toplumun sağlık gereksinimlerini eşit ve nitelikli biçimde karşılamak olmalıdır. Bunun yolu da kamu kaynaklarını uzun vadeli kira ve garanti ödemelerine aktarmaktan değil, kamusal sağlık altyapısını güçlendirmekten geçmektedir” diyerek sözlerini tamamladı.
Doğruyol: Karşıyız!
Sendika olarak şehir hastanelerine karşı olduklarını ifade eden Birlik Sağlık-Sen İzmir Şube Başkanı Ahmet Doğruyol, “Bunun başlıca nedenlerinden biri, hasta garantili olmaları ve bu sistemin çok büyük paraların harcanmasına yol açmasıdır. Şehir hastaneleri, bu garantiler nedeniyle büyük bir mali yük yaratmakta ve devletin kaynakları çoğunlukla özel şirketlere aktarılmaktadır. Bu durum, sağlık hizmetlerinin verimliliğinden çok, kâr amaçlı bir sistemin parçası olmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, sosyal bir devlettir ve sosyal devletin temel ilkeleri, eğitim, sağlık, güvenlik ve yargı gibi temel hizmetlerin tüm vatandaşlara eşit ve ücretsiz bir şekilde sunulmasını gerektirir. Şehir hastaneleri ile bu ilkeye aykırı olarak, devletin kaynakları özel sektör şirketlerine aktarılmaktadır. Bu da sosyal devlet ilkesinin zedelendiğini gösterir” dedi.
Konum eleştirisi
Şehir hastanelerinin konumlarını eleştiren Doğruyol, “Şehir hastanelerinin çoğu, şehirlerin kenarlarına inşa edilmektedir. Bu durum, vatandaşların hastanelere ulaşımını oldukça zorlaştırmaktadır. Şehir hastanelerinin yerine, ilçelere göre nüfus dağılımı göz önünde bulundurularak daha küçük butik hastaneler yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu sayede vatandaşlar, sağlık hizmetlerine daha kolay erişebilirler. Mevcut eğitim ve araştırma hastanelerimiz ve üniversite hastanelerimiz, şehir hastanelerinde sunulan hizmetlerin çoğunu zaten sağlamakta. Bu nedenle, şehir hastanelerinin inşa edilmesi gereksiz ve israf bir yatırım olur. Mevcut hastanelerimizin kapasitesi ve sundukları hizmet zaten yeterlidir. Ayrıca, şehir hastanelerinin yapımında özel sektörle yapılan kamu-özel iş birliği, devletin kaynaklarını büyük müteahhit firmalarına aktarırken kamu sağlığına olan katkıyı azaltmaktadır. Bu projelere devletin destek vermesi, aslında kamu sağlığını daha da ticarileştirmekte ve bu durum birilerinin cebine para aktarılmasına yol açmaktadır” diye konuştu.
“Büyük hastane açmadan kent yenilenmiyor”
Kentteki birçok hastanenin eksi olduğunu vurgulayan Türk Sağlık-Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Şenol Atıcı, “Büyük şehir hastanelerini açmadan, maalesef İzmir'de yenilemeye gitmek mümkün olmuyor. Örnek vermek gerekirse, İzmir'deki Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi, Bozyaka Eğitim Araştırma Hastanesi, Göğüs Hastanesi ve Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi oldukça eski. Yani, İzmir'in merkezinde yer alan ve yoğunlukla hastalarını kabul eden tüm hastaneler maalesef eski durumda. Bu hastaneleri yerinde yenilemek istediğinizde, nasıl bir yenileme yapabilirsiniz ki, hastane kapanmadan? Dolayısıyla, böyle büyük hastaneler yaparak ancak bu küçük hastaneleri yenileyebiliyorsunuz. Şu an İzmir’de ciddi bir sağlık altyapı ihtiyacı var. Mevcut sağlık tesislerimiz yetersiz. Bu sebeple, büyük hastaneler yapmadan diğer küçük hastaneleri yenileme şansınız yok” değerlendirmesinde bulundu.
“Bir an önce hizmete başlasın”
“Aslında ben de büyük hastanelere pek sıcak bakmıyorum” diyen Atıcı, “Ancak gerçekçi bir bakış açısıyla düşündüğümüzde, büyük hastaneler yaparak küçükleri yenileyebiliyoruz. Bu nedenle, şu anda Buca’da yapılması planlanan şehir hastanesinin bir an önce hizmete girmesini umuyorum. Diğer merkezdeki hastanelerin de bir an önce yenilenmesine başlanması gerekiyor. Çünkü gerçekten, İzmir'in merkezindeki hastaneler çok eski durumda ve bir an önce yenilenmeleri şart. Özellikle depreme dayanıklı olmadıklarını düşünüyorum. Kesinlikle kapatılmaları değil, yenilenmeleri gerekiyor. Örneğin, Bozyaka Hastanesi şu an kapatıldı ve yenileme ihaleleri devam ediyor; yenilenecek, başka bir yolu yok. Burada önemli olan şu: Tınaztepe Hastanesi yapılsa da, diğer hastanelerin yenilenmesi gerekiyor, çünkü şu an İzmir'deki yatak kapasitesi ve yoğun bakım kapasitesi ciddi anlamda yetersiz. Bütün hastaneler çalıştığı halde, İzmir merkezindeki hastaneler oldukça yoğun. Bu nedenle, Tınaztepe açıldığında, yıkılacak olan Tepecik, Göğüs Hastanesi ve Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi'nin bir kısmı oraya taşınacak, kısmi olarak hizmet verecek ve yenileme süreci devam edecek. Aksi takdirde, bu devasa kurumları nasıl yenileyebilirsiniz? Tepecik Hastanesi ve Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi de aslında birer şehir hastanesi gibi, küçük hastaneler değiller. Bunları yenilemek için böyle bir büyük kuruma ihtiyaç vardır” diyerek sözlerini tamamladı.