Bir zamanlar bayramdı

10 Ocak günü 10 yıl boyunca bayram olarak kutlandı; 'Çalışan Gazeteciler Bayramı'.

1961 yılında kabul edilmişti.

Çalışan gazetecilerin çalışma koşullarını güvence altına alan 212 Sayılı Yasa yürürlüğe girmiş, yasayı protesto eden 9 gazete patronunun 3 günlük gazete kapatma kararı üzerine de gazeteciler 'Basın' gazetesini çıkartmışlardı.
1971 askeri müdahalesinden sonra bazı hakların geri alınması üzerine de 11 Ocak bayram olmaktan çıkarılmış, o yıldan bugüne 'Çalışan Gazeteciler Günü' olarak kutlanmaya başlanmıştı.

Peki şimdi bir kutlama zamanı mı?

Elbette hayır...

Olsa olsa kısıtlanan basın özgürlüğünü, gazetecilere yapılan baskıyı, eziyeti haykırma zamanı.

Bir dünya üçüncülüğümüz var. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF)'in 2018 raporuna göre tutuklu gazeteci sayısında Çin ve Mısır'ın ardından ipi göğüslemişiz.

İran ve Suudi Arabistan bile bize yetişememiş.
Çok gerilere gitmeyelim.

Geçen yılın sonundaki gelişmeleri hatırlayın.

Fox Haber'e verilen ceza, Fatih Portakal'a açılan soruşturma, linç kampanyaları, Sözcü Gazetesi'ne yapılan baskılar, Emin Çölaşan ve Necati Doğru gibi bir numaralı FETÖ düşmanlarına atılan iftiralar, Halk TV'de yayınlanan 'Halk Arenası' programında Türkiye'nin gururu iki sanatçımıza yapıştırılmak istenen suçlamalar, programa verilen beş haftalık yayın yasağı...

Bunlar Türkiye'nin en fazla izlenilen haber bültenleri, programları, ülkenin en yüksek tirajlı gazetesi, en çok okunan yazarları.

Korku bundan. Daha iki gün önce Eren Erdem'e verilen tahliye kararı ve daha hücresinden çıkmadan uygulanan yakalama kararı.

Kedi fareyle oynar gibi oynamak istiyorlar gerçek gazetecilerle. Gözdağı veriyorlar.
Ve elbete daha niceleri...

En çok kullandıkları yöntem hakaret davaları.

Gazetecilerin ödeyemeyecekleri tazminat davaları açıyorlar.

Bunu bir de 'Devlet büyüklerine iftira ve hakaret' adı altında ceza davası ile süslüyorlar.

Ayrıca ne yapıyorlar biliyor musunuz son dönemlerde?

Davaları Basın KanunuDna gör değil, 'Terörle Mücadele Kanunu'na göre işleme koyuyorlar.

Bu davalarda da tazminat değil, doğrudan hapis cezası istiyorlar.

Kanıt olarak bir köşe yazısını veya televizyon programını gösteriyor savcılar.

Hani hapisteki gazetecilerin hiçbiri gazetecilikten içeride değildi?
Amaç çok açık; Muhalif sesleri susturmak.

Eleştiriye tahammülleri yok.

Gerçeklerin ortaya konmasından son derece rahatsızlar.

Hele de Yerel Seçimlere çok az bir zaman kala yanlışlarının ortaya dökülmesinden hiç hoşnut değiller.

Hissettirmiyorlar ama seçimlerde yenilgiye uğramak en büyük korkuları.

Napoleon bile itiraf etmiş ama bunlar söylemekten kaçınıyorlar;

''Üç gazete beni yüz sancaktan daha fazla korkutur.''

YORUM EKLE