Bir toplum böyle çöker
23 yıl önce yine bir karlı Ankara sabahında kahpece öldürdüler. Devrimci namusu, yılmaz kalemi ile karanlık olayların üzerindeki sis perdesini kaldırmış, namussuzların üzerine gitmekten hiç çekinmemişti. Bu namussuzlar çetesinin bir gün kendisini hedef alacağını biliyor, hepsine teker-teker meydan okuyordu;
“Dün sabaha değin araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın! Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar doğacaktır.”
Sevgili cesur yürek Uğur Mumcu... Ne yazık ki her parçandan seni aşacaklar doğmadı. Her taraf hırsız, uğursuz, din tüccarı namussuz dolu. Yalaka ve çıkarcı medyanın yanında suskun, üzerine ölü toprağı serpilmiş bir toplum.
Ne güzel söylemişsin yıllar önce;
“Bir toplum böyle çöker işte... Devletin yerini kaba kuvvet alır, susulur! Yasanın yerini din alır, korkulur! Yolsuzluklar cinayetler birbirini izler, eller, kollar bağlanıp götürülür.”
Böyle bir ülkede yaşıyoruz bugün. Elbette sayıları az da olsa namussuzlarla mücadele eden yurtseverler hala var. Her ne kadar medyanın büyük bir bölümü, yalakalıkta sınır tanımıyorsa da, hırsızlarla, yobazlarla, işbirlikçilerle savaşan kalemleri henüz susturamadılar.
Duru düşünce ile yürekliliği birleştirmiş, bu günlere çeyrek yüzyıl öncesinden ne kadar doğru tanılar koymuş cesur yürek Uğur Mumcu;
“Şimdi ne oluyor? Çocuklar İmam-Hatip liselerine gidiyorlar. Gidiyorlar da ne oluyor? Bunlar imam, hatip olmuyorlar. Hukuk fakültelerine gidip yargıç, savcı oluyorlar. Siyasal bilgiler fakültelerine gidip kaymakam oluyorlar. 2000 yılına doğru baktığımızda vali ilahiyat fakültesi mezunu, emniyet müdürü islam enstitüsü mezunu, kaymakam imam-hatip mezunu olacak.”
Bu öngörülerin hepsi bir bir gerçekleşti. Böylesine gerçekleri söyleyen, mücadele eden bir kalemi işkencelerden geçirecekler, zindanlara atacaklar, yok etmek isteyeceklerdi. Ancak bilmedikleri birşey vardı. Fikirler yok edilemiyordu. Bu bir bayrak yarışıydı. Uğur Mumcu'dan devralınan bayrak, Silivri zindanlarına kadar gitse de elden ele dolaşmaya devam edecekti.
Yürekli kalem Uğur Mumcu'nun 1974 yılında yazdığı bir makale de, Silivri zindanlarında mücadelelerine devam eden özgürlük savaşçısı gazetecilerin eşlerine gitsin;
“Sizler kocalarınızın umudu ve yüz aklarısınız. Yüreğinizle, sevginizle, sabrınızla onlara güç veren sizlersiniz. Kocalarınız inançları uğruna yaşamalarının en güzel yıllarını armağan etmişlerdir topluma. Sizler de, gençliğinizi taptaze umutlarını cezaevlerine kilitlemişsiniz. Hayatın küçük mutluluklarını, emekçi sınıflardan olmanın onuru ile değiştirdiniz sessizce. Sizlersiniz güçlü olan. Kocalarınızla övünerek, başınız dimdik dolaşın. Onların boyunlarındaki mahkumiyet zincirleri, sizlere verebilecekleri en değerli armağanlarıdır. O kelepçelerdir ki, düşünen insanların bileklerinde paslanıp kırılacaklardır bir gün. Gözyaşlarınızdan mutluluklar süzüp, sevginiz, saygınız,bilinciniz ve sabrınızla bekleyin gelecek günleri.”
Bu cesur kalemin anısı önünde, Selda Bağcan 'ın dizeleriyle eğiliyorum.
“Uğurlar olsun, uğurlar olsun, hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun.
“Bir keskin kalem, bir kırık gözlük.Yürekli yiğitlere hatıran olsun”
***
Çok üzücü bir haftayı geride bıraktık. Güneydoğu'da onlarca şehidin arkasından, gezi olaylarının yürekli siması, Gerçek Atatürkçü Mustafa Koç'u, ardından Türk siyasetinin cesur Atatürkçüsü Kamer Genç'i ve yazar, eleştirmen Profesör Tahsin Yücel'i sonsuzluğa uğurladık.
Allah'tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun.
Yaşar Kemal'in sözlerini anımsamadan edemiyoruz;
“O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”