Akbelen’de toprağını savunan bir kadın cezaevine gönderildi. Dosyada somut delil tartışması sürerken, hukukçular bu tutuklamayı “varsayımla verilen bir karar” olarak nitelendirdi. Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, Başkan Yardımcısı Ercan Demir, Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Komisyonu temsilcileri ile İstanbul ve İzmir barolarının çevre komisyonu üyeleri İzmir’e gelerek bir dizi ziyaret ve basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada göre yaşananların yalnızca bir yargılama değil, doğrudan bir gözdağı olduğunu vurguladı.


Muğla Milas’taki Akbelen Ormanı çevresinde yer alan tarım arazileri için alınan acele kamulaştırma kararı sonrası bölgede gerilim yükseldi. 30 Mart’ta yapılan keşif sırasında yaşanan gerginliğin ardından Esra Işık gözaltına alındı ve 31 Mart’ta tutuklandı.

Erinç Sağkan: “Varsayımla tutuklama kararı verildi”


Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, Şakran Cezaevi’nde Esra Işık’ı ziyaret ettikten sonra İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nde açıklamalarda bulunarak basınının sorularını yanıtladı. Sağkan şunları söyledi:
“Esra Işık aynı zamanda 2025 yılında Türkiye Barolar Birliği'nin geleneksel olarak yaptığı Noyan Özkan Çevre Ödülleri'nde 2025 yılında onur ödülü almaya layık görülen jüri tarafından ve bu ödülü alan bir çevreci, bir mücadeleci. Biz kendisini özellikle uzun zamandır Akbelen'de toprakların, havanın, suyun zehirlenmemesi için, maden alanlarına açılmaması için, zeytinlik alanlarının ranta kurban edilmemesi için verdiği mücadeleyle tanıyoruz. Ve bu mücadelesini uzun zamandır hem hukuki alanda hem de demokratik hak kullanımı olarak eylemsel tavırlarla yürüttüğünü biliyoruz. Bunları her zaman da barışçıl eylemsel tavırlar olarak bugüne kadar gözlemledik.


Tabii geçtiğimiz günlerde yürüyen hukuki süreci de kısaca değerlendirmek gerekiyor. Çünkü bu süreç sadece bireysel bir hak ihlali veya mağduriyet olarak görünmemeli. Bu süreç aslında Akbelen'de köylülerin, İkizköylülerin yürüttüğü o kıymetli direnişin de gözdağı verilmek suretiyle aşındırılması veya zayıflatılması amacı olarak da okunmak durumunda.


Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde Akbelen'de bir mahkeme tarafından yapılmak istenilen keşif esnasında yaşanılan bir süreçten dolayı Esra Işık gözaltına alındı. Neydi isnat edilen fiil? Türk Ceza Kanunu'nun 265. maddesi çerçevesinde "Görevi yaptırmamak için direnmek" suçlaması ile gözaltına alındı. Ve sadece şu cümleden dolayı, “Size cehennemi yaşatacağım” cümlesinden dolayı da yargı görevi yapan kişileri tehditle görevi yaptırmamak için direnmek, yani nitelikli hali, 265'in nitelikli hali kapsamında değerlendirilerek tutuklanmasına karar verildi.


Esra Işık ne söylediği ifadesinde? Ben o gün gelecek olan mahkeme heyetine ve keşif zaptına, “Danıştay'da yaptığımız çok sayıda başvurunun ve yürütmeyi durdurma istemlerimizin sonucunun beklenmesini talep etmek ve bunu keşif zaptına dercetmek üzere orada bulunuyordum” dedi. Mahkeme heyetinin geldiğini görmedim. Aralarında zaten ciddi bir mesafe vardı.


Sivil bir aracın geldiğini gördüğümde de şirket yetkililerinin ya da şirket temsilcilerinin geldiğini düşünerek zaten 7 yıldır verilen bu mücadelenin yarattığı ağır stres ve baskıyla da anılan ifadeleri şirket temsilcilerine dönük olarak sarf ettim. Şimdi baktığınız zaman Esra Işık'ın bu ifadeleri şirket yetkililerine değil de mahkeme heyetine dönük yaptığına ilişkin dosyada hiçbir somut veri yok.
Ancak kaldı ki bir an için hadi tutuklama kararı veren mahkemenin düşündüğü gibi, yani bu söylemleri mahkeme heyetine dönük olarak yaptığını düşünelim.

A Y4 I0685

Evet, mahkeme heyeti yaşanan sorunun sorumlusu değil. Akbelen'de yaşanan bu rant sürecinin sorumlusu o mahkeme heyeti değil. Onun önüne bir dava geldi ise usul kuralları çerçevesinde o keşfi yapması gerekiyor ise muhakkak ki oraya gidip o görevini o mahkeme heyeti yapmak durumunda. Yaşanan süreçlerin sorumlusu o mahkeme heyeti değil. Ancak ifade edilen cümlelerin hiçbir tehdit unsuru bulunmuyor. Bugüne kadar baktığınızda Esra Işık yıllardır Akbelen'de en fazla bir ağaca sarılarak “Buraları yok etmeyin” diye isyan etmiştir.
26 yaşında bir kadının, ağaca sarılmak dışında eylemsel tavrı olmayan bir kadının “Size cehennemi yaşatacağım” şeklindeki bir söyleminin bir kişide, hele hele ki bir mahkeme heyetinde korku, kaygı ve endişe yaratmasını beklemek herhalde en hafif tabiriyle hayatın olağan akışına aykırı olacaktır.
Ancak daha da vahimini sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bir kişinin tutuklanmasına karar verebilmeniz için öncelikle bir suçun işlendiği konusunda kuvvetli şüphe gösterir somut olguların tespit edilmesi gerekir. Ondan sonra da bir tutuklama nedeni ortaya koymanız gerekir. Nedir bunlar da? Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100. maddesi açıkça belirtmiştir: Ya kaçma şüphesi ya da delilleri karartma şüphesine dair somut olgular bulmalı ve onu kararınızda belirtmelisiniz.


“Hakimlerin gözünün içine bakarak savunma yapmak istiyor”


Esra Işık’ın duruşma tarihini de hatırlatan Sağkan, Işık’ın talebini de iletti:


“Bu mahkeme Esra ile ilgili ne kaçma şüphesinden bahsediyor ne delilleri karartma şüphesinden bahsediyor. Ama ilk defa gördüğümüz ve gerçekten hâlâ şaşırabildiğimiz bir gerekçeyle imza atıyor.
Diyor ki: “Şüphelinin bölgedeki mahkeme heyetinin başkaca keşifleri olması sebebiyle, heyetteki bilirkişilere baskı yapabileceği kanaatine varılmakla, adli kontrolün bu aşamada yetersiz kalacağı...” Yani varsayımla, ileride gerçekleşebilecek bir olayı önlemek amacıyla ben bir kişiyi hapsediyorum.
Biz bugün Esra'yla görüştük. Sağlığı yerinde, morali yerinde, son derece güçlü. 27 Nisan'da duruşması var. Öncelikle o duruşmaya fiziken katılmak istiyor.


Çünkü bildiğimiz kadarıyla mahkeme, tensiple birlikte Esra Işık'ın SEGBİS yoluyla dinlenmesine karar vermiş durumda. Ancak Esra kendi yargılamasına muhakkak gidip hakimlerin gözünün içine bakarak savunma yapmak istediğini bizler aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmak istedi.”

Esra Işık

HSK’ya çağrı: “Bu kararı görmüyor mu?”

Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, tutuklama kararına ilişkin en net çağrıyı Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) yaptı.

“Bu kararların hukuksuz olduğu çok açık. Yurttaşın hukuka olan güvenini yok eden süreçler bunlar. Ve tabii ki bunun bir yaptırımı olmalı. Ama bunun yaptırımını yapacak olan mekanizma Hakimler ve Savcılar Kurulu’dur.

Bakın bu kararları verenler sorumsuz değildir. Hepimiz yaptığımız işlemlerin sorumluluğunu taşımak zorundayız. Bir insanı bir gün bile haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakmak çok ağır bir vebaldir ve ciddi bir hukuki sorumluluk doğurur. Bu nedenle ilgili mekanizmaların harekete geçmesi gerekir. O da Hakimler ve Savcılar Kurulu’dur. Bizler ihbar ederiz ama HSK’nın bunun için ihbara ihtiyacı yok. Bu kararlar zaten kamuoyunda. Resen harekete geçebilir ve bu kararları alan kişilere yaptırım uygulanması gerekir.”

Sefa Yılmaz: “Bu bir hukuk devleti değil”


İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz ise sürecin sistematik olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:
“Aslında bu bugünün sorunu değil. Bu, neresinden baksanız 2010 anayasa değişikliği ile başlayan, 2017 anayasa değişikliği ile de gerçek hedefini gösteren bir süreci getirdi bize. Neydi bu süreç? Toplumun hukuk üzerinden dizayn edilir hale getirilmesi. Hukukun bir sopa olarak kullanılması.
Özellikle siyasiler, hukukçular, sanatçılar, gazeteciler ve bu ülkenin yarınlara taşınması ama demokratik ilkeler ve kurallar çerçevesinde yarına taşınması için mücadele eden herkes, kimliği, kişiliği, cinsiyeti, siyasi görüşü ne olursa olsun, bu alanda emek veren herkes ötekileştirilen, düşman ceza hukuku uygulanan bir alana ne yazık ki evrildi.

Vakıflar Meslek Fabrikası’ndan sonra Namazgah Hamamı için harekete geçti
Vakıflar Meslek Fabrikası’ndan sonra Namazgah Hamamı için harekete geçti
İçeriği Görüntüle


Genciyle yaşlısıyla, hiç fark etmeksizin. Orada jandarmanın gazına muhatap oldular, hep birlikte muhatap olduk. Orada fişlendiler, kimler oradaysa gerçekten fişlendiler ve o alana giden her araç durduruldu, bu isimler kontrol edildi. Hukuksuzlukları görebiliyor musunuz? Yani insanlardan koparmak, ailesinin kendisine ulaşmasını engellemek istiyorlar.


Ben 1 Nisan günü tutukluluğun ertesi günü Muğla'ya cezaevine gittiğimde Esra’nın bana söylediği şuydu: "Sefa Başkanım, buradan çıktığım gün için söylemiyorum. Buradayken ben bu mücadeleye devam edeceğim, ediyorum. Çıktığım gün de bu mücadelenin devamı zaten gelecek. Hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim. Daha yüksek sesle söyleyeceğim."


Yani toprağına, ağacına, zeytinine, havasına, suyuna sahip çıkmaya çalışan genç bir kadından bahsediyoruz. 26 yaşında, 2000 doğumlu Esra. Her gittiğimizde Akbelen'de sadece söylemleriyle ve insanlarla olan o iyi ilişkileriyle tanıdığımız, güler yüzlü, bilinçli, bu ülkenin gerçekten aydın insanlarından biri. O söylenen sözlerin heyete karşı söylendiği iddia ediliyor. Ve sonrasında da bu keşifler devam edecek, siz bilirkişilere de baskı yaparsınız faraziyesiyle tutukluyorsunuz.


Faraziye niye okumak... Bakın, tutukluluğun temelinde maddi delillerin olması gerekir ve belli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bu koşulların hiçbiri yokken de tutukladılar.”


Meslek Fabrikası’nda mahkeme heyeti kapıda bekletildi


İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, açıklamasında yalnızca Akbelen sürecine değil, İzmir’de son günlerde tartışma yaratan Meslek Fabrikası sürecine de değindi. Mahkeme heyetinin binaya alınmamasını “hukuksuzluk” olarak nitelendiren Yılmaz, yaşananları şöyle anlattı:
“Geçtiğimiz hafta meslek fabrikasına gelen bilirkişi ve mahkeme heyetinin görevi bu değil miydi? Tespit yapmaktı. İçeriye alınmadılar. Bilirkişileri de almadılar. Birilerini aradılar. Birilerinden talimat aldılar, o birileri geldi o talimatla birlikte ancak öyle girebildiler.


Bakın İzmir'de bir sulh hukuk hakimi meslek fabrikasına alınmadı. Orada bir saate yakın beklettiler. O talimatla gelen arkadaşlarla birlikte o heyet içeriye girebildi. Ne yapacaklardı? İşte Büyükşehir Belediyesi'nin o alanda meslek fabrikasında yapmış olduğu imalatların, ekonomik değerleri ve içeride bulunan taşınır mallar, bilgisayarlar, masalar, sandalyeler, ekipmanlar neyse bunlar tespit edilecek ve değerlerine bakılacaktı gibi. Buna bile izin vermediler.


2025 yılının Ekim ayında bir yazıyla Büyükşehir Belediyesi'ne ait olan, 1940'tan beri Büyükşehir'e ait olan 86 yıllık tapunun üzerini terkin ettiler Vakıflar Genel Müdürlüğü adına, tescil ettiler bir hafta sonra da çökmek için geldiler. Bu ülkede hiç kimsenin hukuki bir güvenliği yok. Bunu her söylemle, her açıklamada söylüyorum. Hiç kimsenin, sadece onlar gibi düşünmüyorsanız, asla hukuki bir güvenliğiniz yok. Yasalar sadece sizin aleyhinize olan biçimde uygulanır, düşünülür ve hayata geçirilir.


Daha önce de söylemiştim; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olan, yazılı anayasası olan bir ülke, ama anayasal bir ülke değil. Çünkü anayasanın hiçbir kuralı tanınmıyor, hiçbir kuralı uygulanmıyor.
Uygulanması yönünde çıkan kararlar olursa, o kararları verenler hedef gösteriliyor. Böyle bir süreci yaşıyoruz. Genel bir hukuksuzluk ve insanları, toplumu, STK'ları, ne olursa olsun, umutsuzluğa, yarınsızlığa mahkum etmek isteyen bir anlayış var. İşte bütün bunların bir araya getirdiği bir toplumda adalet diyoruz, özgürlük diyoruz, hak diyoruz, hukuk diyoruz, adil yargılanma hakkı diyoruz... Ve bunları söylemeye devam edeceğiz.

Kaynak: özge uyanık