Akıl gömülürken

Abone Ol
Bugün ne yazsam?” diye soran Uğur Mumcu ağabeyin ruh demlerindeyiz. Çünkü yazmak, dil ile düşüncenin, yürek ile dimağın, vicdan ile serinkanlılığın ürünüdür. Yazmak tanıklıktır, hayatın zabıt katipliğidir, söz uçar yazı kalır diyerek hayata müdahale etmektir. Yalansızı dolansızı tercih edilir, zekadan nasiplenmişi mubahtır. Mümkünse.

Bunlar ilk kez söylenmiyor, hiçbiri bilinmez değil, ama o soru karşında dururken, söyle ne yapacaksın: Bugün ben ne yazsam?

Yazacak bir şey olmadığından değildir bu soru. Belki de, “Bunca yıldır yazdım ne oldu, bundan sonra yazsam ne olacak?” yılgınlığının, hayatla yazı arasında sıkışmanın, daha da önemlisi, sen bu duyguya kapıl diye elden geleni yapanların başarısıdır.

Hayır, işte bu yüzden, teslim olmamak için, bir gün çocuklar “Bütün bunlar olup biterken, sen o gün ne yaptın?” diye sorarlarsa, başın öne eğilmesin diye yazmanın tam zamanıdır.

Okur kusura bakmasın, sözü uzattık. Bir dertleşme, bir iç döküş, bir ahval itirafı olarak değerlendirsin buraya kadar yazılanları…

Nicedir yaşanan bir gerçeğin, artık kurumsallaşması gerektiğine karar vermiş ablanın biri. Demiş ki, “Propaganda Bakanlığı kurulsun!” Merhaba Faşizm Hanım, haberiniz yok mu, siz zaten o tabelası eksik kurumun, nicedir “Ayın Elemanı” şampiyonlarından birisiniz. Siz benzerlerinizden yalnızca bir örneksiniz. Hani 12-13 yıl önce bambaşka havaların en coşkulu göbek atıp gerdan kıranıyken, birdenbire “zamanın ruhuna münasip” davranmaya başlayıp, şimdi onun bayraktarlığına soyunanlarından ve nemalananlardan birisiniz. İbretlik halinizi ibretle yazacak kuşkusuz, biz sadece tarihe yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Söyleyiniz Faşizm Hanım, Goebbels Amcanızın “Propaganda Bakanlığı” mı olacak fikrinizin rol modeli? Yerimiz dar, tümünü yayınlamamız olanaksız. Meraklısının, Google aracılığıyla kolaylıkla ulaşacağı, Leonard W. Doob tarafından yazılan ve hasretle andığımız Ünsal Oskay tarafından çevrilen “Goebbels’in Propaganda İlkeleri”ni hatim etmiş olmalısınız. İtibarsızlaştırma, hedef saptırma, gündem yaratma, kamusal unutkanlık hastalığına bel bağlama, korkutma ve kendinden kaynaklanan sorunları mağdurluk ve aldatılma teranesi ile başkalarına yükleyiverme taktikleriyle, hayli mesafe ve cephe kazanmak bile, sizi artık kesmiyor mu?

7 gün 24 saat, takdire şayan biçimde tüm kanallarda ve her zevke uygun programları bölüştürerek, nefes alma fırsatı bile tanımadan propaganda yapmak, toplum mühendisliğinize yeterince hizmet etmiyor mu? Buram buram şike kokan açık oturumlarınızda, karşınıza oturttuğunuz “kekeme muhalifler” bile, artık canınızı sıkmaya mı başladı?

Somut, can yakan, bir toplumun kalitesi ve kalibresini her gün biraz daha aşağıya çeken olayları, gelişmeleri ve sonuçlarını, “Propaganda Bakanlığı”nızın, bugünkünden daha “gelişmiş” biçimde nasıl ters yüz edeceğini açıklamamışsınız. Haydi bizi bırakın, yaranmaya çalıştıklarınız size bunu sormadı mı? Biz bu kadar merak ederken, kim bilir onlar bu önerilerinizi nasıl bekliyordur?

Şakası bile hazin, korkunç. İşin, bir garip insanın, bir vahim önerisi diye geçiştirilecek yanı yok. “Buna gelinceye kadar, daha neleri var” diyorsanız, haklısınız. Garip kılıklı, tuhaf mantıklı, nerelerde yetiştiğini düşünürken insana baş dönmesi ve mide bulantısı yaşatanlar, sabahtan akşama dek televizyonlarda boy gösterip duruyor. Bilmez değiliz.

Bilmediğimiz şudur, bu tiplerin yaranmaya çalıştıkları cenahlardan, “Siz ne halt ediyorsunuz? Ağzınızdan çıkanı kulağınız işitiyor mu” diye soran bir kişi bile yok mudur? Sorun bu tiplerde değil, bu sorunun sorulup sorulmayacağındadır.