Ne zaman yalnızlık üzerine söz açılsa şairler, şiirler gelir aklıma. Onların hüzünlü öyküleri…

Hem içinde hem dışında mıdır şair yalnızlığın? Şiir yazmak için elverişli ortam yalnızlık mıdır? Şair yalnızken mi daha çok üretkendir? Öylesine çok soru birikiyor ki böyle durumlarda. Yanıtını verirken bile zorlanıyor insan.

***

Turgut Uyar da düşünmüş taşınmış yalnızlığın rengini, boyutunu merak etmiş, içinden çıkamamış olmalı ki şu dizeleri de bırakmış bize:

Bilmem rengi nasıldır, boyu ne kadar. / Biçen her kimse yıllardır yanlış biçiyor./ Bir elbise ki, alabildiğine dar... / Nedir bir türlü sırrını anlamadık, / Kimdir bizimle böyle şaka ediyor,/ Hangi cebini karıştırsan yalnızlık..”

Yalnızlık dizeleri arasında gezinirken, karşımıza çıkacak ilk şiirlerden biridir Özdemir Asaf’ın “Yalnızlık Unutulmaz”ı. Sanki bir özdeyiş gibi belleğimizde çakılıdır:

Yalnızlık, yaşamda bir an, / Hep yeniden başlayan… / Dışından anlaşılmaz. / Ya da kocaman bir yalan, / Kovdukça kovalayan…

Paylaşılmaz. / Bir düşün’de beni sana ayıran / Yalnızlık / Paylaşılsa yalnızlık olmaz.”

Onca kalabalığına, telaşına, aşklarına karşın kendini yalnız duyumsayan şairlerden olmasa Cemal Süreya “Biliyorsun ben hangi şehirdeysem / yalnızlığın başkenti orası” der miydi acaba?

Bilinenleri yinelemek gibi oluyor; ama yazmadan da edemiyorum. Sahi ben de uzun ömürlü yalnızlardan mıyım ola?

Ergen yıllarımı, şiire dokunduğum sevinçli günlerimi anımsıyorum. Ankara’da yalnızlığımın adresi “Umut Sokağı”ydı. Şiirim beni sağaltıyordu. Telaşıma yoğunlaşıyordum. Dönüp dolaşıp yine yalnızlığıma sığınıyordum.

Ne ki şiir bizi yine yalnız bırakmıyor; donatıyor, yoğunlaştırıyor, umutlandırıyor, devindiriyor, kalabalıklaştırıyor. Yaşama bağlıyor, aşklı kılıyor.

TİMUÇİN ÖZYÜREKLİ!
Sanki o da yalnızdı. Sessizce iki yıl önce aramızdan ayrıldığında yine yalnızdı Timuçin Özyürekli.

Şiirlerini, yazılarını, kitaplarını, anılarını bırakarak 27 Temmuz 2020’de terk etti bizi..

Dostluk, arkadaşlık, yoldaşlık, dahası ‘güzel insanlık’ denince akla gelen nitelikli kişiler”den biriydi Timuçin Özyürekli.

Şiirin devrimci sesiydi.“Yoksul sofranda söylenir durmadan acılı türküler / çoğalır buzlu camların arkasında timsah gözyaşları / yüzünü nereye dönsen bir ihanet kucaklar gövdeni / ah! ne kadar yalnızsın, ne kadar kendinden uzak! / aynaya her baktığında...”

1998’den 2020 yılına dek 22 yıllık bir dostu, aydınlanmacı, devrimci, özgürlükçü, savaşımcı, insancıl, barışçıl bir şairi unutmak olası mı?

Ortak dostlarımız Hasan Hüseyin Yalvaç, Atila Er, Tacim Çiçek, FergunÖzelli, Asım Öztürk, Özgen Seçkin,

ÇETİN BOĞA!
Adana’dan Duran Aydın verdi Çetin Boğa’nın ölüm haberini. Bir şair daha yalnızlığın odağında ayrıldı aramızdan!

Çetin Boğa şiir yazmaya 1966 yılında başladı. İlk şiiri 1967 yılında Güney adlı dergide yayımlandı. Sonraki yıllarda şiirleri Milliyet Sanat, Sanat Olayı, Türk Dili, Varlık, Yarın Yeditepe…gibiçok sayıda dergi ve gazetelerde yayımlandı.

Nazım Hikmet, Atilla İlhan, Ülkü Tamer, Ataol Behramoğlu, Nihat Behram, Louis Aragon, Vladimir Mayakovski gibi önemli şairlerden etkilendi.

1982 ve 1992 yılları arasında 7 şiir kitabı yayımladı. Toplu şiirlerini 1992’de “Derin Acılar” kitabında topladı.

Toplumcu gerçekçi duruşundan ödün vermeyen şair Çetin Bloğa, “Müziğin Sustuğu Acıda!” şiirindeki dizeleriyle merhaba diyelim sonsuz uykusunu uyurken…Ben ölünce şiir ağlar / Şarkım dilsiz konuşamaz / Rüzgâr pusar / durur dansım / Ömrüm susar / aşk doğarım / Müziğin sustuğu acıda / Hayat şarkısına başlar...”