Ege Denizi'nde Seferihisar açıklarında kopan ve tüm Türkiye'yi yasa boğan o karanlık günün üzerinden yıllar geçse de, sızısı yüreklerde ilk günkü tazeliğini koruyor. Bölgede yaşanan yıkıcı İzmir depremi, birçok aileyi parçalarken okul öncesi öğretmeni Nilay Yücel'in de hayatından koparıp aldığı iki melek, altı yaşındaki Vera ve dört yaşındaki Lena ile kalplerde derin bir yara açtı. Ancak bu tarifsiz kayıp, bir annenin pes edişi değil, aksine binlerce çocuğu korumak için başlattığı bir farkındalık savaşının ilk kıvılcımı oldu. Yücel, 1-7 Mart Deprem Haftası vesilesiyle kaleme aldığı 'Vera ve Lena Doğada Neler Oluyor?' isimli eserini minik okurları için imzalarken, acısını değil mesleki sorumluluğunu ön plana çıkardı. İzmir Depremzedeleri Dayanışma Derneği (İZDEDA) çatısı altında düzenlenen anlamlı buluşmada, evlatlarını anarken metanetini koruyan Yücel, çocukların hayatına dokunmanın kendisi için en büyük teselli olduğunu ifade etti.
Yas tutan bir annenin değil öğreten bir öğretmenin eseri
Etkinlikler kapsamında, yıkılan Rıza Bey Apartmanı'nın enkazından tam 91 saat sonra mucizevi bir şekilde sağ çıkarılan ancak annesi Fidan Keskin Gezgin'i kaybeden küçük Ayda'nın adını yaşatan Ayda Bebek Anaokulu da duygu dolu bir ziyarete ev sahipliği yaptı. Minik kalplerle bir araya gelerek onlara kaleme aldığı çocuk kitabı hakkında bilgiler veren Yücel, amacının çocukları korkutmak değil bilinçlendirmek olduğunu söyledi. İçindeki anne şefkatini öğretmenlik vizyonuyla harmanlayan Yücel, "Bizler fay hatları üzerinde yaşayan bir ülkenin vatandaşlarıyız. Bu acı gerçeği değiştiremeyiz ancak çocuklarımıza sarsıntılarla nasıl başa çıkacaklarını, kendilerini nasıl koruyacaklarını öğretebiliriz. Ben de gökyüzüne uğurladığım kızlarım Vera ve Lena'nın isimleriyle bu bilinci tüm Türkiye'ye yaymak istedim" diyerek kitabın varoluş felsefesini özetledi.
Doğa olayları kader değil ihmalkarlık can alıyor
Toplumdaki genel kanının aksine, yaşanan yıkımların faturasını sadece sarsıntıya kesmenin yanlış olduğunu savunan yazar, eserinde bu konuya özel bir parantez açıyor. Hazırladığı kitabın aslında depremin son derece normal bir doğa olayı olduğunu çocukların anlayabileceği bir dille aktardığını belirten Yücel, asıl sorunun tedbirsizlik olduğuna dikkat çekiyor. Yücel, "Doğa olayları karşısında almadığımız önlemler, binalarımızın güvensizliği maalesef canlarımızı bizden koparıyor. Benim en büyük hayalim, çocukların okul öncesi çağdan itibaren bu gerçekle yüzleşmesi, sarsıntı anında panik ve korkuyla değil, tam bir bilinç ve farkındalıkla hareket edebilmelerini sağlamak. Bu kitap, evlat acısıyla kavrulan yaslı bir kadının gözyaşlarıyla değil, aksine mesleğinin zirvesindeki bir eğitimcinin ağır sorumluluk duygusuyla yazıldı. Kızlarımın ışığı, bu kitabı okuyan her bir çocuğun yolunu aydınlatsın, onları hayatta tutsun" sözleriyle projenin hayati önemine vurgu yaptı.
Hayata tutunmanın tek yolu minik kalplere dokunmak oldu
Yaşadığı travmanın boyutları düşünüldüğünde hayata küsmesi beklenen bir annenin, acısını üretime dönüştürme hikayesi dinleyen herkesi derinden etkiledi. Yaşadığı o kara gecenin ardından mesleğine dört elle sarılan ve sınıfındaki çocukların gülüşüyle nefes aldığını itiraf eden Yücel, deprem bilinci aşılamanın kendisi için bir yaşam gayesi haline geldiğini ifade etti. Yücel, "Eğer bir gün bir sarsıntı anında, benim kitabımı okuyan tek bir çocuk bile ne yapması gerektiğini hatırlayıp kendini koruyabilirse, işte o an benim hayattaki en büyük zaferim ve kazancım olacak. Türkiye gibi bir deprem ülkesinde, çocuklara bu gerçeği travmatize etmeden anlatan bir kaynak olmadığını fark ettiğim gün kalemi elime aldım. Eylül ayında raflardaki yerini alan kitabımızın kısa sürede tükenip şubat ayında ikinci baskıya girmesi bana tarifsiz bir güç veriyor. Çünkü biliyorum ki artık ülkemizin dört bir yanındaki evlerde, kızlarımın hikayesini bilen ve onları arkadaşı olarak gören çocuklar var" diyerek sözlerini noktaladı. Kayıpların ardından yeşeren bu umut dolu çaba, afet eğitimi konusunda tüm kurumlara ilham verecek sağlam bir rehber niteliği taşıyor.