“Ege’nin iki yakasını bir araya getiren mi desek, iki yakasını birbirinden ayıran mı desek, yoksa iki yakanın yer değiştirmesi ile doğan buhran mı desek; bilemedim ama mübadele dönemlerinden sonra yaşanan, eski adıyla Yugoslavya’dan son göç olarak bilinen göç ile İzmir’e yerleşmiş olan binlerce aileden biriydi sadece ailesi... Eski memleketinden yeni memleketine geldiğinde küçük bir çocuk olmasına rağmen, o kadar büyük hayalleri vardı ki…

Tüm aile şimdiki adı Kuzey Makedonya olan yerden, Köprülü’den, Çeltikçi’den göçmüştü. Belki de canlarını zor kurtarmışlardı yaşadıkları coğrafyanın zor koşullarından… Bir de birkaç parça eşyayı… Getirebildikleri kadar tabii… Mübadele dönemlerindeki ve benzer göçlerdeki aynı kaderi paylaşan tek kişi ya da tek aile, değillerdi elbet ki… Ve maalesef bu acı kaderi yaşayanlar sadece Ege’nin karşı yakasındakiler de değildi; aynı acıyı Ege’nin bu yakasındakiler de yaşamış, derelerden kovalarla suvardıkları bahçelerine, inci gözyaşları dökerek, terk etmek zorunda kalmışlardı yurtlarını… Tıpkı, çocuk denecek yaşta Anadolu’ya ayak basan O ve ailesi ve yerinden yurdundan edilen binlerce diğer aile gibi…

Çeltikçi’de de rüzgâr, aynı Ege kıyıları gibi esermiş. Eylül ayı orada da yazın sıcaklığını sürdürür ve yaşayanlarına mevsim geçişini hissettirmezmiş. Hala yazda sanırmışsınız kendinizi… Büyüklerinin anlattıklarından ve hafızasını süsleyen anılarından, aklında kalan birkaç cümleydi eski memleketi hakkında… Ata yurdunu görmek ve orada kalan birkaç akrabasının yaşamlarına bakmak O’na yıllar sonra nasip olacak, doyasıya vakit geçirebilecekti ve ancak yıllar yıllar sonra…”

Üzerinde çalıştığım romanın birkaç paragrafında, küçük değişiklikler yaptım ve az önce birlikte okuduk.Çalışmamda, aslında ortak bir kaderi betimlemek istemiştim ve burada, yani yaşadığımız kentte, O’nunla bizi buluşturan, tanıştıran, birleştiren olgu spordur ve hatta özelinde futboldur; pek kıymetli hocamız Dr. Şaban Acarbay’dan başkası değildir betimlememe konu olan çocuk…

Küçük yaşta göçü yaşamış ve yepyeni bir şehre yerleşmek zorunda kalmıştır Şaban Acarbay ve ailesi… Ancak anavatana olan hasret ve sevgileri, belki de buraya olan aidiyet duyguları ve hatta bağlılıkları; bu yeni vatana tez alışmalarına sebep olmuş ve seneler birbirlerini inanılmaz bir hızla kovalamıştır.

Çalışkanlıkları ile hayata karşı olan sorumlu ve disiplinli tavırları da, yaşamlarını zannımca,olabildiğince kolaylaştırmış ve başarıya ulaşmalarındaki en büyük etken olmuştur.

Bornova’nın Çamdibi semtindeki toprak sahalarda, ekipman yokluğunu iliklerine dek hissederek, şeker çuvallarından kendilerine formalar uydurarak yaptıkları futbol müsabakalarından, nerelere…

Önce mahalleler arası maçlar… Uzun Hasan İlkokulu ve ardından Namık Kemal Liseli (NKL) yıllar ve dev futbolcuları bağrından çıkaracak NKL futbol takımındaki mücadeleler… Aynı zamanda semtin ekibi Tatlı Mustafalı Yeşilova forması kuşanılan yıllar… Ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi zamanları ki, üniversitenin de futbol takımında hem futbolcu, hem antrenörlük denemeleri… Ardından hekimlik… Üstüne spor hekimliği… Sonra A milli ve ümit milli takımlarda hekimlik… Kuruculuğunu yaptığı Sporcu Merkezi ve merkezin başhekimliği… Ülkemiz futbol yıldızları listesinin en üst basamaklarında yer bulan rahmetli Metin Oktay ve bir avuç futbol adamıyla birlikte kurdukları İzmir Futbol Antrenörleri Derneği… Sonradan bu dernek, Türkiye Futbol Antrenörleri (Tüfad) İzmir Şubesine dönüşecek ve iki haneli üye sayısı, iki binlere ulaşacaktı başında Dr. Şaban Acarbay ile…

Ha, tüm bu meşguliyetinin yanında, çocuğa, gence, kadına, insana yani canlı olan her şeye tam destek olanDr. Şaban Acarbay, yazmayı da ihmal etmeyecektir yaşamında… Yüzlerce gazete, dergi ve benzer yayında, spor, sporcu, spor yöneticiliği ve spor hekimliği ile ilgili tatmin edici makaleler kaleme alacak ve spora olan hizmet aşkını, yazın kulvarında da sürdürecektir.

Evet, değerli büyüğümüz, efsane futbol adamı, futbolcu, teknik adam, temsilcilik ve futbol yöneticisi kimliklerinin yanında, bir tıp hekimi olması ve dahası spor hekimi uzmanlığı bulunan Şaban Hocamız, aralıksız otuz yedi yıldır sürdürdüğü Türkiye Futbol Antrenörleri (Tüfad) İzmir Şube Başkanlığı görevini sonlandırdığını açıkladı. Aslında derneğin son genel kurulunda, kürsüden; “son dönemim, son kez göreve talibim, görevimi genç arkadaşlarıma devredeceğim” şeklinde bir açıklama yapmış ve bugünün sinyallerini o zamandan vermişti Şaban Hocamız.

Sizin için ne desek, ne yapsak, ne yazsak ve ne betimlesek; yetmez Şaban Hocam!  Ne bu sayfa yeter, ne sosyal medya, ne de bir başka mecra! Türk sporu için verdiğiniz büyük emekler için size sonsuz teşekkür ederken, siz de neredeyse yarım asırdır emeğinizin geçtiği, dokunduğunuz spor camiasına hakkınızı helal ediniz. Bizler sizlerden çok şey öğrendik ve öğrenmeye de devam edeceğiz!

Yazımı, sevgili hocamız Dr. Şaban Acarbay’ın konuşmalarında sürekli kullandığı ve fakat bu kez O’nun için kullanmamız gereken; “marifet, iltifata tabidir” sözü ile sonlandıracağım.

Dipnot; “İyi insan, güzel söz söyleyen değil, söylediğini yapan ve yapabileceklerini söyleyen insandır.” Konfüçyüs.