ABD’nin Hegemonya Stratejisi

Abone Ol

Ukrayna-Rusya savaşı görece yerel kalırken; ABD/İsrail- İran Savaşı henüz sonuçlanmadan yeni bir küresel yapılanmayı gündeme taşıyacak özellikler içeriyor. Birinci ve ikinci Dünya Savaşları, Sanayi Devrimi ile öne çıkan gelişmiş ülkelerin küresel pazarları paylaşım ve kontrol etme yarışıydı. Küresel emperyal güç olan İngiltere karşısında Almanya’nın hızlı yükselişi Birinci Dünya Harbini tetiklerken; ekonomik ve teknolojik açıdan geri kalmış Osmanlı topraklarının paylaşımını getirdi. İngiltere ve ABD Orta Doğu petrollerine el koydu. Hızlı toparlanan Almanya’nın tüm Avrupa ve Rusya üzerinde egemenlik kurma arayışı İkinci Dünya Harbini tetikledi. Bu kez ABD savaş sürecine daha güçlü biçimde dahil olarak Avrupa üzerinde ekonomik, teknolojik ve siyasi boyutları ile etken ve etkili oldu. ABD kendini kapitalizmin koruyucusu ve jandarması görüp; kendi lehine küresel kazanım ve güç devşirmeye yöneldi. Sanayi toplum düzeninin zıt ikiz ideolojileri olan kapitalizm ve sosyalizm temelinde Doğu ve Batı kutuplaşması 1980-90’lı yıllara kadar sürdü. Sosyalizmin çöküşü ile Soğuk Savaş döneminin güçlü emperyal gücü ABD, tek süper güç rolünü kendine uygun gördü. Küresel güç olmaya yöneldi.

****

Ancak1980 sonrasında devreye giren iletişim ve bilişim teknolojileri temelli Bilgi toplumu aşamasında gelişmiş Batı ve ABD; teknolojik yenilikleri ve finansal kapitali kontrol ederek, sanayi yatırımlarını geri kalmış ülkelere yönlendirmekte bir sakınca görmedi. Ne var ki, arka planda bilgi ve bilişimim kontrol edilemez hızlı yayılma gücü gözden kaçtı. Dev nüfus ve iç pazar büyüklüğü yanında bu fırsatı iyi değerlendiren Çin elektronikte; Hindistan ise yazılımda iki on yıl içinde Dünya liderliğini yakaladı. Güçlü kaynakları ile Rusya ve Brezilya’nın da bu gruba katılması ile BRİC ülkeleri, G8’lerin karşısında yeni bir güç odağı olarak doğdu ve zamanla G20’lere dönüştü. Bu gelişmeler karşısında ABD, Milenyum dönümünden sonra egemen olma gücünü daha etkin arttırarak, yükselmekte olan güçlerin önünü kesmek istedi. Kendi hegemonyasını yetersiz gördüğü Orta Doğu, Afrika ve Güney Doğu Asya ülkelerini daha güçlü olarak kontrol etme sevdasına kapıldı.

Esasen ABD’nin İkinci Dünya Harbi ile Avrupa’da savaş nedeni ile sağladığı üstünlük ve soğuk savaş bahanesi ile sürekli askeri güç bulundurmak, alışkanlık haline gelmişti. Vietnam ve Kamboçya’da silah gücüyle bulundu. Ancak Vietnam’da yenildi. Afganistan ve Irak’ta; arkasından Kuzey Afrika, Mısır ve Suriye’de silah gücüyle bulundu. Girdiği ülkelerin doğal kaynaklarına el koyup, karşıt gruplara bölüp, çatıştırarak, kendine yönelecek gücü bertaraf etmesi uyguladığı stratejinin gereğiydi. Yine Venezuela’da güç kullandı ve doğal kaynaklarına ve yönetimine el koydu. Grönland’a; Küba’ya el koymak istiyor. Ukrayna’nın doğal kaynaklarına el koydu. Kendi işi bitince orayı AB’nin ve İngiltere’nin başına yıktı.

****

Bugün İran’la yürüttüğü savaş da bu geleneksel stratejisinin bir devamıdır. İran’ın petrollerine el koymak ve ileri karakolu olarak gördüğü İsrail’in konumunu güçlendirmek ve İran’ın vekalet savaşlarına son vermek istiyor. Irak petrolleri için iki kez savaşan ABD, emperyal güç psikozu içinde İran’ın zengin petrol kaynaklarına kayıtsız kalamazdı. Kanımca Orta Doğuda zengin doğal kaynağı olan her ülke benzer bir tehditle yüz yüze gelebilir. Ancak Trump’ın fütursuz tavır ve hareketleri, rahatlıkla tersine çevirdiği gerçekler, kuralsız keyfilik ve otoriter tavırları ve Dünyanın tek karar vericisi gibi davranışları, süreç içinde yoğun bir prestij kaybını beraberinde getiriyor. Bunun ötesinde Netanyahu’nun daha beter katliamlarına ortak olması, savaşta sivil ve çocukların vurulması, radyasyon etkili silahların kullanılması Trump’ın güvenilmez damgası yemesine yol açıyor. Diğer yandan savaş nedeniyle 60 dolar bandında olan petrol fiyatlarının şimdiden ikiye katlanması ve savaşın uzaması durumunda 200 doları aşması ve bu durumun yarattığı ekonomik etkiler her ülkede yoğun olarak korku yaratıyor. Trump’ın bu kadar kısa sürede yaşanacak bu etkilere daha fazla karşı koyamaz duruma düşmesi kaçınılmaz olacaktır. Daha da önemli olanı, bütün bu gelişmeler Trump’la birlikte ABD’nin küresel ölçekte kurmaya çalıştığı hegemonya konusunda ülkelerin durup düşünmesini beraberinde getiriyor. Öncelikle AB ülkeleri artık ABD hegemonyasından kurtulma arayışlarına girişiyor. Her gittiği ülkede yandaş olarak kullandığı yerel güçleri işi bitince satan ABD geleneği İran’da da aynı oyunu oynamaya yeltenecektir.

****

İran Savaşının uzun sürmesi durumunda en çok etkilenecek ülkelerin başında Türkiye geliyor. En başta yüzde 30 üstünde bulunan enflasyonun yeniden 40-50 bandına çıkması, toplumdaki fiyat artışı, yoksulluk, işsizlik ve göç dalgasını tetiklemesi kaçınılmaz olacaktır. Artan enerji fiyatları taşımacılık ve ulaşımdan tarımda kullanılan yakıt, ilaç, gübre ve tohuma kadar yansıyacaktır. Döviz kuru ve dış açık sorunu daha da derinleşecektir. Bu sorunlar yanında iç siyasetteki çatışmacı ve baskıcı uygulamaların yaygınlığı, zorlaşan ekonomik koşullarda daha da içinden çıkılmaz boyutlara tırmandırma riski taşıyor. Kısacası ABD’nin Dünya hegemonyası oluşturma stratejisi, ülkemiz insanını, hiç bulaşmasa bile, çok güçlü olarak vuracaktır. Zira sağlıksız ekonomik bünyelerin krizlere dayanması olanaksızdır.