SEMİ TEKTAŞ/ABD ve İsrail, İran’a eş zamanlı saldırılar başlattı; İran’dan balistik füze ve misilleme atışları yapıldı. Tahran’da patlamalar yaşanırken, taraflar sert ifadeler kullandı ve çatışma bölgesel bir krize dönüştü. ABD ve İsrail İran’ının ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi ile savaşı dönülmez bir noktaya götürdü. İran’da 40 günlük yas ilan edilirken bundan sonraki adımları ise merak konusu oldu. Savaşın başlamasıyla beraber kritik konumda olan Türkiye’nin ise savaştan nasıl etkileneceği ve nasıl bir tavır sergileyeceği ise yine bir başka bilinmezlik oldu. Emekli Büyükelçi, CHP eski Milletvekili ve Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz yaşanan süreci Dokuz Eylül Gazetesine değerlendirdi. Yılmaz, yaşanan süreçte Türkiye’nin taraf tutmaması gerekliğinin altını çizerken, İran’da yaşan Türklerin ise savaştan etkilenmemesi için Türkiye’nin bir adım atması gerektiğini söyledi.
“İran’daki Türklerin akıbeti ne olacak?”
İran’da yaşayan Türklerin yasal bir statü alması gerektiğini ifade eden Yılmaz, “ABD İsrail ve İran’ın savaşı ortamı iyice ağırlaştırdı, bölgeyi daha da istikrarsız yaptı. İran’daki rejimin devrilmesini en çok isteyen ülke İsrail’dir. Bölgede planları var ve bunu Amerika’ya yaptırdı. Bizi ilgilendiren boyut ise şudur: Açıkçası İran’daki molla rejiminin geleceği yok. Bu rejim er ya da geç devrilecektir. Ancak devrildikten sonra ne olacak? Mevcut İran, bugünkü hüviyetini koruyacak mı, korumayacak mı? Birincisi bu. İkincisi, nasıl bir rejim kurulacak? Üçüncüsü ise oradaki Türklerin durumu. Yaklaşık 25 milyon Türk’ten söz ediliyor ve bizim Türk dünyasıyla coğrafi bir bağımız yok. Yukarıda Ermenistan ve Gürcistan, aşağıda yine Ermenistan ve İran var. Coğrafi bir bütünlüğümüz olmadığı için Türk dünyasıyla entegrasyon süreçleri sekteye uğruyor. Dolayısıyla oradaki Türklerin bir statüye kavuşturulması gerekiyor. Türkiye’nin en büyük önceliklerinden biri, Hazar’ın güneyindeki Türklerin statü kazanması olmalıdır. Bu en önemli konulardan biridir” diye konuştu.
“Fiyatların patlaması kaçınılmaz”
Petrol fiyatlarında artış yaşanacağını ifade eden Yılmaz, “İkinci mesele enerji. İran, dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’sini ihraç ediyor. Bu çok büyük bir oran. Böyle bir savaş durumunda dünyada ciddi bir petrol sıkışıklığı yaşanır. Amerika’nın hem Venezuela hem de İran petrolü üzerinde baskı kurduğu düşünülürse, fiyatların artması kaçınılmazdır. Türkiye’nin buna karşı tedbir alması gerekir. Hem oradaki Türklerin statüsü hem enerji güvenliği hem de bölgesel gelişmeler konusunda savaş başlamadan önce uyarılarda bulunduk. Stratejik bir yol haritası hazırlanması gerektiğini söyledik. Ancak maalesef böyle bir hazırlığın olmadığını görüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
“Teknolojimiz yeterli değil”
Yılmaz, “Üçüncü konu Türkiye’nin hava savunmasıdır. Bugün İran’da yaşananlar yarın Türkiye’de yaşansa, ciddi bir hava savunma sistemimiz var mı? Maalesef yok. Teknolojik olarak gerideyiz. Hipersonik füze kapasitemiz var mı, varsa menzili nedir, kamuoyu bilmiyor. Etkili ve katmanlı bir hava savunma sistemimiz olduğu da söylenemez. Bütün bunların acilen çözüme kavuşturulması gerekir. Ancak mevcut hükümetin bunları çözebileceğine inanmıyorum. Eğer çözebilecek olsaydı, 24 yılda bu sorunlar giderilmiş olurdu. Savaş çıkınca savunma fuarları düzenlemek çözüm değildir. Bu meseleleri ancak güçlü bir stratejik akıl çözebilir” diye konuştu.
“İran’dan sonra Türkiye’ye gelirse…”
Türkiye’nin her türlü saldırıya karşı hazırlıklı olması gerektiğini söyleyen Yılmaz, “Hamaney’in öldürülmesi meselesi ise oldukça dikkat çekici. 18 Şubat’ta yaptığım bir açıklamada, ‘İsrail ve Amerikan istihbaratı İran’da hazırlık yapıyor, hücreler oluşturuyor. Kısa süre içinde savaş başlayacak. Başladıktan sonra da Hamaney ve üst düzey yönetim hedef alınacak. Büyük bir bombardımanla panik oluşturulacak ve halk ayaklanmaya çağrılacak’ demiştim. Savaş hâlindeki bir ülkenin ruhani liderinin evinde kalması ve öldürülmesi ciddi bir güvenlik zaafıdır. Öte yandan, savaş başladığında Türk Hava Yolları uçaklarının havadayken geri dönmesi de ayrı bir soru işareti doğuruyor. Türkiye’de İncirlik ve Kürecik’te Amerikan üsleri var. NATO müttefikiyiz. Böyle bir gelişmeden Türkiye’nin önceden haberdar edilmemesi düşündürücüdür. Şu an İran’daki havalimanlarında bekleyen Türk uçakları olduğu söyleniyor. Eğer bu doğruysa, bu da planlama ve koordinasyon eksikliğini gösterir. Türkiye’nin bu tür gelişmelere karşı hazırlıklı olması gerekir. Ancak uyarılarımıza rağmen ciddi bir hazırlık yapılmadığını görüyoruz. Allah korusun, süreç İran’dan sonra Türkiye’yi etkilerse; yeterli hava savunması, füze sistemi ve güçlü bir istihbarat altyapısı olmadan bu risklerle baş edemeyiz. Bu durum artık sadece dış politika meselesi değil; doğrudan Türkiye’nin ve vatandaşlarının güvenliğiyle ilgilidir. İran’da da benzer bir tablo görüyoruz. Siyasal-dinci rejimler, halkın güvenliğini ve ülkenin kurumsal kapasitesini ihmal ederek yalnızca kendi iktidarlarını korumaya odaklanmış görünüyor” ifadelerini kullandı.
“Türkiye taraf olmamalı”
Savaş durumuna Türkiye’nin taraf tutmaması gerektiğini ifade eden Yılmaz, “Türkiye kesinlikle taraf olmamalıdır. Ancak taraf olmamak, plansız olmak demek değildir. Türkiye’nin mutlaka bir planı olmalıdır. Oradaki Türklerin statüsü ne olacak? Türk dünyasıyla coğrafi bağ nasıl kurulacak? Geçmişte bazı fırsatların kaçırıldığı söyleniyor. Yeni bir jeopolitik fırsat doğmuşsa, Türkiye bunu stratejik akılla değerlendirmelidir. İran bizim komşumuzdur. Ancak oradaki milyonlarca Türk’ün kimliksiz, statüsüz ve dil haklarından yoksun yaşamasına da göz yumulamaz. Eğer İran’ın toprak bütünlüğü korunacaksa, o ülkedeki Türklerin de anayasal ve siyasal statüye kavuşması gerekir. Bugün baktığımızda ne Türkiye’nin güvenliğine dair kapsamlı bir plan ne de İran’a yönelik net bir strateji görüyoruz. Savaş ortamında hava savunması, istihbarat koordinasyonu ve diplomatik pozisyon netliği hayati önemdedir. Bir müttefikseniz, böylesi gelişmeler önceden bildirilir. Hava sahası politikası, üslerin durumu ve diplomatik açıklamalar net olur. Türkiye’nin taraf olmaması gerekir; ancak güçlü, hazırlıklı ve stratejik bir devlet refleksi göstermesi şarttır” diyerek sözlerini tamamladı.




