Yeni korona virüsün (Covid-19) tedavisi neden bu kadar zor?

Hızla yayılan Covid-19 hastalığı için bir tedavi geliştirme yarışında, dünya çapında onlarca ilaç test ediliyor. Bu tıp dünyası için acil bir görev oldu. Çünkü en son veriler enfekte kişilerin yaklaşık yüzde 20'sinin ciddi bir hastalığı olduğunu ve yaklaşık yüzde 2 ila 3’ünün ölebileceğini göstermekte.

Yeni korona virüsün (Covid-19) tedavisi neden bu kadar zor?

Emre Gökhan VURAN / Şu an için Covid-19'un mevsimsel gripten 10 kat daha öldürücü olduğu söyleniyor.  Bu arada şu da iyi bilinmeli grip de az zararla atlatılan bir hastalık değil. Çoğumuz soğuk algınlığı, nezleyi grip virüsü ile karıştırdığımız için grip virüsünü çok zararlı olarak algılamıyoruz. Grip virüsü de özellikle kalp, solunum yolu rahatsızlıkları olan kişiler için çok tehlikeli bir hastalıktır. Durumu buna göre değerlendirilirsek yeni Covid-19 virüsünün riskini daha net anlamış oluruz. 

Peki koronovirüs Covid-19'a neden olan virüs tıp için neden daha da zor bir hedef oldu. Ayrıntıları paylaşmak istedim. Tehlike patojenin kendisinden kaynaklanıyor: SARS-CoV-2 adlı bir virüs.

Ufacık virüsler, insanlığın karşılaştığı en büyük tehditlerden biridir. Şimdiye kadar bilinen en yıkıcı salgınlardan bazılarının arkasında onlar vardır. Modern tıp tarihinde bile, onlarca yıllık küresel kitle aşılama çabası ile yalnızca bir virüsü elemine edebildi. Modern tıp sadece çiçek hastalığını yok edebildi.

Yepyeni bir düşman olan koronavirüs SARS-CoV-2, tüm ülkeler karantina çabaları almaya başlamış olsa dahi hızla yayılıyor. Potansiyel etkisinin tahminleri değişmekle birlikte, sadece ABD’de de zaman içinde 70 milyon ila 150 milyon insanın virüse maruz kalacağı düşünülüyor. Benzer bir açıklama Almanya’dan da geldi. Hatta İngiltere bu durumu kabullenip karantina stratejisi yerine insanlara yayılmasını ve insanların bu virüse bağışıklık kazanmasını bekleyelim stratejini uygulamaya çalışıyor. Bu ne kadar doğru bir yol zaman gösterecek. Ancak virüsün tehdidinin boyutu İngiltere’nin bu kumarın büyük zayiat ile sonuçlanmasına neden olacağından korkuluyor. Çünkü şu anda doktorlar Covid-19'un semptomlarını kontrol etmek için genel tedavi önlemleri kullanıyorlar. Ellerinde henüz belirli bir aşı veya tedavi yok.

Çeşitli faktörler SARS-CoV-2 gibi virüsleri insanlar için özel zararlı bir tehdit haline getiriyor. İyi haber şu ki, bilim adamları bu virüslerin nasıl saldırdıklarını daha fazla öğrenmiş durumdalar. Ayrıca bu küçük mikropların en ölümcüllerinden bazılarını kontrol altında tutmanın yollarını buldular ve yavaş yavaş tedavilere doğru ilerliyorlar. Şimdi soru, araştırmanın Covid-19 pandemisinin darbesini köreltmek ve bir sonraki salgının önüne geçmemize yardımcı olmak için bu çalışmaların zamanında meyve verip veremeyeceği.

Virüsler neden tıp için bu kadar zor bir hedeftir?

Virüsler en tuhaf mikroplardır (Mikrop kelimesi tüm hastalık yapan mikroorganizmalar için kullanılan ortak terim). Virüsler sadece bir avuç molekül kullanarak, her türlü küçük şekilde bir araya gelirler. Sadece küçük bir talimat listesi ile tüm ekosistemlerde hasara yol açabilir. Hava, su, toprak ve damlacıklar yoluyla konakçılar arasında seyahat edebilirler. Hızla mutasyona uğrarlar. Ve okyanuslardan gökyüzüne kadar her yerdelerdir.

Bakteri ve mantar gibi bulaşıcı ajanlarla karşılaştırıldığında virüsler çok daha küçük ve basittir. Aslında, virüsler diğer mikropları bile hasta edebilir. Yine de o kadar basitler ki, çoğu bilim adamı onları canlı organizmalar olarak dahi görmemektedir.

Örneğin, poliovirüs sadece 30 nanometre genişliğindedir. Covid-19'un arkasındaki SARS-CoV-2 virüsü yaklaşık 120 nanometredir. Virüsler ile kıyaslama olması için yazalım. E. coli bakterisi, SARS-CoV-2'den 16 kat daha büyüktür. İnsan kırmızı kan hücresi ise bu virüsten 64 kat daha büyüktür. Bir insan hücresi 20.000 farklı türde protein kullanır. HIV virüsü sadece 15 adet protein kullanır. SARS-CoV-2 ise 33 adet protein kullanıyor.

Virüslerin tedavisini zorlaştıran bir diğer konu ise bakteriler ile karşılaştırdığımızda daha net anlaşılır. Bakteriler gibi daha büyük patojenler, kendilerinin kopyalarını çıkarmak ve kendi düşman enfeksiyonlarıyla savaşmak için ihtiyaç duydukları moleküler araçları bünyelerinde depolarlar. Bu araçlar aynı zamanda bakterileri, antibiyotiklere, bakterilerdeki moleküler mekanizmalara müdahale eden, ancak insan hücrelerininkine müdahale etmeyen ilaçlara karşı savunmasız kılan da şeylerdir. Bu nedenle net bir şekilde hedeflenebilirler.

Ancak antibiyotikler, virüsler üzerinde işe yaramazlar. Çünkü virüsler kendi başlarına çoğalmazlar. Aksine, hücreleri istila ederler ve ev sahiplerinin makinelerini kopyalarını çıkarmak için ele geçirirler.

Bunun yanında bakteri hücreleri insan hücresinden çok farklıdır. Bu yüzden ilaçlar için birçok farklı hedef noktaları vardır. Virüsler ise insan hücrelerinde çoğaldığından hücrelerimizle aynı mekanizmaları kullanırlar. Bu nedenle virüsü hedefleyen ancak hücreye de zarar vermeyen ilaçlar bulmak daha zor olmaktadır.

Ayrıca çok çeşitli virüsler var ki bunlar hızla mutasyona uğrayıp değişiyorlar. Bu nedenle bir virüse karşı uyarlanmış tedaviler ve aşılar zamanla etkinliğini de kaybedebiliyor.

Virüsleri tedavi etmeyi zorlaştıran bir başka faktör de vücudumuzun onlara nasıl tepki verdiği. Bağışıklık sistemi bir virüs tespit ettiğinde, antikor yapar. Bunlar, bir virüse veya virüs bulaşmış bir hücreye bağlanan, onu yıkım için işaretleyen veya yeni hücrelere bulaşmasını önleyen proteinlerdir.

Sorun şu ki, bir virüs çok fazla hasara neden olabilir ve bağışıklık sistemi savunmasını almadan önce diğer insanları enfekte edebilir. Bu savunmalar devreye girdiğinde ateş ve iltihaplanma gibi başka sorunlara neden olabilirler. Ve bu semptomlar ortaya çıktığında, virüs zaten azalmış olabilir veya harekete geçmek için çok geç olabilir.

Genellikle virüs hastalıkları kendilerini gösterirken, o virüsün o kişide kopyalanması halinden oldukça uzaktır. Virüs hastalığının birçok belirtisi aslında hastalığa karşı bağışıklık sisteminin bir yanıtının tezahürleridir. Bu nedenle çoğu zaman birisinin aslında bir virüs enfeksiyonu olduğunu anladığınız anda zaten iyileşmeye başlamış olmaktadır.

Doktorlar ve bilim adamları şu anda viral enfeksiyonlarla nasıl mücadele ediyor?

Araştırmacılar viral enfeksiyonlarla mücadele etmek için iki geniş strateji kullanıyor:

a)   Virüsün verdiği hasarı yavaşlatmak.

b)   Vücudun karşı önlemlerini hızlandırmak ve güçlendirmek.

Antiviral ilaçlar virüsleri yavaşlatmak için bir yaklaşımdır. Antibiyotikler gibi, bunlar da çok fazla insan hücrelerine hasar vermeden virüsü engelleyen ilaçlardır. Antivirallerin çoğu virüsün kendisini hedefler. Bu hedefler, virüslerin bileşenleri, viral enzimler, yüzey proteinleri anlamına gelir. Virüsün farklı kısımlarına saldıran antiviral bileşikler, bir virüsün hücrelere girmesini engelleyebilir veya üremesine müdahale edebilir.

Örneğin, ABD biyoteknoloji şirketi olan Gilead Sciences tarafından geliştirilmekte olan antiviral, Covid-19'u tedavi etmenin bir yolu olarak incelenmektedir. SARS-CoV-2 virüsünün genetik materyali olan RNA'yı, virüsün kendini çoğaltmak için kullandığı talimatları kopyalamasını engelleyerek çalışır. Bu antiviral, virüsteki RNA'nın bir bileşenine benzer, ancak virüs tarafından alındığında kopyalama işleminin durmasına neden olur. Çalışma prensibindeki nokta virüsü kandırır, ancak insan hücrelerine zarar vermez.

Proteaz inhibitörleri, HIV tedavisinde kullanılan lopinavir ve ritonavir gibi başka bir antiviral ilaç sınıfıdır. (“-vir” soneki, aynı antibiyotiklerde “-silinin” son eki gibi antiviral bir ilacı belirtmek için kullanılır). Bu bileşikler virüsteki normalde proteinleri keser ve virüsün diğer hücreleri enfekte etmesine izin veren bir enzimi bloke eder. Enzim engellendiğinde virüs düzgün olgunlaşmaz ve inert (etkisiz) hale gelir.

Araştırmacılar ayrıca, hayvanlardan veya daha önce aynı virüsle enfekte olmuş kişilerden toplanan belirli bir virüse karşı üretilmiş antikorların nasıl kullanılacağını araştırıyorlar. Antikorları bir tedavi olarak uygulayarak, alıcının bağışıklık sisteminin kendi antikorlarını oluşturmak için beklemek yerine viral tehdidi belirlemeye ve ortadan kaldırmaya başlayabilir.

Genel bir bağışıklık tepkisini tetikleyen interferonlar gibi ilaçlar da vardır. Bunlar, vücuttaki hücreleri enfeksiyona karşı daha dirençli hale getiren, bağışıklık sisteminin geri kalanı yakalanırken bir virüsün yayılmasını engelleyen bir dizi sinyal molekülüdür. Esas olarak hepatit B gibi kalıcı enfeksiyonları kontrol etmek için kullanılır.

Ancak interferonların iltihap gibi ciddi yan etkileri olabilir, bu nedenle bir virüsü daha fazla zarar vermeden tedavi etmek için ince ayar gerektirir. Doktorlar Çin'de Covid-19'u tedavi etmek için diğer antiviral ilaçlarla interferon kullandılar ve araştırmacılar bu yaklaşımı başka bir potansiyel tedavi olarak araştırıyorlar.

Doktorlar ayrıca bağışıklık sisteminin ateş ve iltihaplanma gibi virüslere tepkisini sınırlamak için bazen hastaya virüsün kendisinden daha fazla zarar verebilecek bir dizi farklı tedavi kullanabilirler. Bu semptomları azaltmak için sıklıkla antienflamatuar türü ilaçlar kullanılır.

Ayrıca virüsler için yeni aşılar geliştirme çabaları da var. Bunlar, bir enfeksiyon meydana gelmeden önce bir virüsü tespit etmek ve onunla savaşmak için bağışıklık sistemine bir nevi koçluk yapan tedavilerdir. Bunlar, tüm popülasyondaki virüsleri kontrol etmek için güçlü araçlardır. Ancak hızla değişen bir patojen için optimize etmek zordur. Nüfus popülasyonunun geniş bir kesimi için güvenli olduklarından emin olmak için kapsamlı, zaman alıcı testler gerektirirler.

Bununla birlikte, etkili tedaviler dünyaya sunulsa bile, virüs muhtemelen bir tehdit olarak kalacaktır. İnfluenza (Gribe verilen tıbbi isim) da öğrendiğimiz gibi, güncellenmiş aşılara, yeni tedavilere ve uzun bir halk sağlığı tepkisi geçmişine rağmen, ABD'de her yıl 12.000 ila 60.000 grip kaynaklı ölüm gerçekleşmektedir. Covid-19'da kalıcı bir tehdit olarak kalabilir. Bir virüsle savaşmanın en iyi yolu enfeksiyonların yayılmasını azaltmaktır. Açık olmak gerekirse, bir virüsle savaşmanın en iyi yolu ilk etapta enfeksiyonları önlemektir. Ve bu, bir salgın sırasında karantinalar ve sosyal uzaklaşma gibi halk sağlığı önlemlerinin yanı sıra, 20 saniye boyunca sabunla özenli ve sağlam birleşti el yıkama gibi kişisel taktiklere bağlıdır.

Virüsleri kontrol etmek için ilaçlar üzerinde geniş ve büyüyen bir araştırma grubu olsa da, bunlar hala çok azdır. Akut enfeksiyonlar için o kadar çok antiviral ilaca sahip değiliz. Bilim adamlarının bu virüslerin yoluna devam etmesine izin vermek dışında hala alternatif bir seçeneği yok gözüküyor.

Yeni ilaçların geliştirilmesi yıllar süren testler alabilir. O zamana kadar bir salgın sönmüşte olabilir. Veya daha tehdit edici başka bir patojene dönüşebilir. İnfluenza gibi antiviral ilaçlara sahip olduğumuz virüsler bile, hastalığın tedaviye değer olması için zaman zaman tespit edilememektedir.

HIV gibi diğer virüsler ilaçlarla kontrol edilebilir. Ancak virüsün gizli rezervuarları vücutta kaldığı için ortadan kaldırılamaz.

Ve bir popülasyonda, her zaman zayıf ve depresif bağışıklık sistemi olan insanlar gibi enfeksiyonlara karşı daha hassas olan insanlar vardır. Onlar için tedaviler ve aşılar da işe yaramayabilir. Bu nedenle bu kişilerin etraflarındaki insanlara aşı yapılması ve uygun enfeksiyon kontrol prosedürleri almaları gerekir.

Bunların hepsi, bir popülasyondaki virüslerle savaşmanın en etkili yolu olarak daha baştan virüsün yayılmasını önlemeye geri getiriyor. Bu, küresel koordineli eylemin bu en küçük patojenleri kontrol etmek için en iyi stratejilerden biri olduğu anlamına gelir. Sabun ve su gibi basit araçlar, bir salgınla mücadelede en iyi ilaçlardan daha etkili olacaktır.

Güncelleme Tarihi: 16 Mart 2020, 16:58
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER