2026

Abone Ol

Orwell “1984”ü 1949’da yayınladı ve romandaki öngörüler, 35 yıl gibi çok uzak bir zamana dairdi. İnsanlar orada yazılanların hayal olduğunu, dahası bu kadar uzak bir tarihin hiç gelmeyeceğini düşünüyordu. Ama zaman bir kanatsız kuş misali, 1984’ü de maziye gönderdi, Örneğin, yeni yılın ilk saatlerinde bunları yazarken, üstünden tam 42 yıl geçtiğini anımsıyorum. Orwell’in kaotik diktatoryal sistem olarak belirlediği, faşist dünya düzeni öngörüsü, birçok yazar tarafından da benimsenip kullanılan adlandırmamla, “Neo Ortaçağ” olarak yaşanmaktadır. Kubrick’in 1968’de gösterime giren “2001, A Space Odyssey” (Bir Uzay Destanı ya da Bir Uzay Yolu Macerası) adlı filminde anlatılan ya da değinilen pek çok konuyu ve gelişmeyi bugün resmen yaşamaktayız. İnsanın evrimi, teknolojik gelişmedeki vertigo, yapay zekâ gibi öngörüler, bundan 58 yıl önce (Amanın, ben 8 yaşındayken!) Arthur C. Clark tarafından öyküleştirilip, dahi sinemacı Kubrick tarafından filme dönüştürülmüştür ve üstünden 68 Sanatın ve sanat emekçisinin “öngörü ustalığını” anlatmak için vermedim bu örnekleri. Zamanın ne menem bir şey olduğunu, sana bana rağmen kendi çarkını döndürdüğünü daha somut anlatmak için, aklıma geliverdiler. Bu liste bildiğiniz gibi Jules Verne diye başlar ve ucu bucağı gelmez. Şimdi nereden aklıma geldiyse, bizde şu “bilim kurgu” türü neden tutmamıştır, pek öyle akılda kalıcı örneklerimiz neden yoktur ya da pek azdır, hiç düşündünüz mü? Mesela “zaman her şeyin ilacıdır” gibisinden nereye çekersen oraya gider türünden sözlerle yetindiğimizden, başımıza gelmiş saçmalıklardan ders almaktansa, zamanla unutup elli bin kere o saçmalıkları yeniden yeniden yaşama ve yeniden zamana bırakma tuhaflığımızdan olabilir mi? Belleksizliğimizi, unutkanlığımızı ve bunları taammüden yapma garabetimizin suçunu lütfen zamana yüklemeyelim.

Yeni yılın ilk saatlerinde keyif kaçırmak istemem ama mesela “Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler” kaderciliğine (kolaycılığına ya da kurnazlığına mı deseydim?) sığınmamızdan, büyük olasılıkla Mevla da sıkılmış olmalı. Baksanıza, türlü tuhaflık, saçmalık, üzüntü, keder, utanç ve kepazelik yüzünden, neredeyse gün yüzü görmeden ömrümüz akıp gidiyor.

İşin şakası bir yana, akıl ile fikir yoldaşlığını, hayattan, insandan ve onların daha çağdaş, aydınlık, paylaşımcı olmasından yana kullanamayanlar, zamanı emekten, yürekten, akıldan yana üretemeyenler (çünkü böyle olunca, zaman tüketilmez, üretilir) sizce ne yapar? Ne yapacak, fala, büyüye, kâhine, muskaya, medyanın yalancısına, politikacının sahtekârına, sanatçının arabesk saçmalamasına, sözde din adamı kılıklının ya da akademik unvanlı şaklabanın hurafelerine bel bağlar.

Eh doğrusu, bu tiplerden oluşan toplaşmalara, tarih de zaman da, toplanmaları, insan ve halk olduklarını anımsamaları, muhteşem bir ülkede yaşamaları için, yüz yılda bir Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi mucizeler armağan eder. Bu mucizelerden vaz geçip, ısrarla vasatlığı, gericiliği, zevksizliği, cahilliği ve insansızlığı seçerlerse ne olur? Tarihin çöplüğü, bu soruya verilmiş binlerce yanıtla doludur.

Yılın ilk yazısında böylesi tipleri de sevindirmek isterim. Yılın sonrasında zaten onlarla hem hayatta, hem sanatta, hem de bu köşede çok işim var ve hep olacak. Ama bu hafta, tam da onların meraklısı olduğu kehanetlerden söz açacak, harika bir kaynaktan öngörüler taşıyacağım.

3005’te Mars’ta savaş çıkacak. 3010’da bir göktaşıyla bir yıldız dünyaya çarpacak, gökyüzü bir acayip olacak. 3797’de dünyada yaşam bitecek. Ama merak etmeyin, zaten insanlık olarak başka bir gezegene göçmüş olacak, şimdiden bavulları hazırlayın. 3803-5 arasında kıt kaynaklar yüzünden savaşa tutuşacak, birbirimizi yiyeceğiz: 3815-3878 yılları arasında kabile hayatına dönmüş olacağız, tarz-ı hayat değişecek. 4300’lü yıllarda yeniden şahlanacağız, altın çağda hastalık falan kalmayacak. 4509’da insanlık ahlakın şahikalarına ulaşacak. 4599’da neredeyse ölümsüz olacak kadar uzun yaşayacağız. 4674’de uygarlık zirve yapacak, gezegenlerde yaşayanların sayısı 340 milyara ulaşacak, uzaydaki diğer canlılarla sıkı fıkı kanka olacağız. 5076-78 arasında evrenin bilinmeyen sınırları keşfedilecek. 5079’da “game over!”, kozmik bir felaket kopacak, evren tümüyle yok olacak, insanlık dönüşü olmayan bir sonla “ve perde!” diyecek.

Nasıl? 2026’ya dair yoksulluk, cehalet, düzenbazlık, yalan ve talan, iş kazaları, kadın cinayetleri, doğa katliamı, insan hakları ihlali, sanatın pespayeleştirilmesi, Cumhuriyetin temel ilke ve erdemlerine tebelleş olan kemirgenlerin azgınlaşma oranları… Varlık nedeni bunlarla mücadele etmek olanları ikbal kaygılarından kurtulma kalibreleri falan üstüne bir öngörüde bulunamasak da, taaa 5078’e kadar alın size öngörü ve zamanın büyük yolculuğu.

İnanmadınız mı? Yahu bütün bunları ben değil, Balkanların Nostradamus’u lakaplı, Bulgar medyum Baba Vanga buyurmuş. 1996’da ölen kahinin öngörülerini, Ege’de Sonsöz’den büyük fedakarlıkla devşirdik; de hade zamanı tepe tepe kullanın gari!

Senin öngörün, beklentin nedir diye soracak oluşanız…

Sosyal medya hesabımda da kısaca anlatmaya çalıştım. Benim memleketten ve de özellikle yakınımdaki ahalisinden tek beklentim şudur: “Beni, sizi savunamayacak hale düşürmeyin…”

Zamanı elinizde tutup, tarihe güzel notlar düşüreceğiniz bir yıl dilerim.