SEMİ TEKTAŞ/19 Mart 2025… Türkiye siyasetinde yalnızca bir tarih değil, aynı zamanda yeni bir dönemin başlangıcı olarak kayıtlara geçti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve ardından tutuklanması, kısa sürede yargı sınırlarını aşarak geniş bir siyasi tartışmanın merkezine oturdu. Aradan geçen bir yıl, sadece bir davanın ilerleyişini değil; muhalefetin reflekslerini, iktidarın stratejisini ve toplumdaki siyasi algıyı da derinden etkiledi.
Sürecin fitilini ateşleyen gelişmeler
19 Mart’a giden yol, aslında aylar öncesinden döşendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndaki görev değişimiyle başlayan süreçte, CHP’li belediyelere yönelik art arda gelen operasyonlar dikkat çekti. Esenyurt Belediye Başkanı’nın tutuklanması ve yerine kayyum atanması, ardından Beşiktaş Belediyesi’ne uzanan soruşturmalar, siyasi kulislerde “daha büyük bir operasyonun habercisi” olarak yorumlandı. Bu tabloyu belirleyici kılan hamle ise İmamoğlu’nun diplomasının iptali oldu. 18 Mart’ta alınan bu karar, ertesi gün gelen gözaltı ile birlikte süreci hızlandırdı. 23 Mart’ta ise İmamoğlu, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ilan edildiği gün tutuklanarak cezaevine gönderildi. CHP İzmir eski Milletvekili ve İl Başkanı Tacettin Bayır ise geçen bir yılı şöyle değerlendirdi; “Birçok aile için bu süreç oldukça üzüntü verici ve acı dolu geçti. Gözaltına alınan ya da tutulan insanların geri dönmesini bekleyen eşleri var, çocukları var, anneleri var. Ama bugün bakıyoruz; suçu kanıtlanmamış, mahkûm edilmemiş insanlara adeta suçluymuş gibi davranılıyor. Sanki ceza almış, hüküm giymiş ve cezaevinde yatması gereken insanlar gibi bir muameleyle karşı karşıyalar.”
Sokaktan sahaya: CHP’nin değişen refleksi
Tutuklama kararının ardından İstanbul Saraçhane’de başlayan protestolar, kısa sürede ülke gündeminin merkezine yerleşti. Günler süren eylemler, muhalefetin sokaktaki gücünü ortaya koyarken, aynı zamanda yeni bir strateji arayışını da tetikledi. CHP yönetimi, protestoların kontrolsüz bir zemine kayma riskini görerek yön değişikliğine gitti. Sokak eylemleri yerini daha planlı mitinglere ve saha çalışmalarına bıraktı. Bir yılın sonunda gelinen noktada, CHP’nin daha organize, daha yaygın ve doğrudan seçmenle temas kurmaya dayalı bir siyaset hattı izlediği görülüyor. Bayır yaşanan sürecin siyasi olduğunu vurgulayarak, “Ben açıkça ifade ediyorum; bu sürecin siyasi olduğu çok net. Zaten bu komploları hazırlayan kişinin bugün Adalet Bakanı yapılması da son derece dikkat çekici. Mal varlığıyla ilgili verdiği cevapları da kamuoyunda nasıl tartışıldığını hepimiz gördük. Yani burada tamamen siyasi bir yaklaşım söz konusu” diye konuştu.
Belediyeler üzerinden kurulan baskı tartışması
Süreç yalnızca İmamoğlu ile sınırlı kalmadı. CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar ve tutuklamalar, tartışmanın kapsamını genişletti. Farklı suçlamalarla çok sayıda belediye başkanının tutuklanması, muhalefet tarafından “siyasi baskı” olarak yorumlandı. Belediyelere yönelik haciz işlemleri ve mali denetimlerin sıkılaştırılması da bu tabloyu güçlendiren gelişmeler arasında yer aldı. Öte yandan bazı belediye başkanlarının partilerinden istifa ederek iktidar partisine katılması, siyasette yeni bir kırılma hattı oluşturdu. Bu geçişlerin gönüllü mü yoksa baskı sonucu mu gerçekleştiği ise kamuoyunda tartışma konusu olmaya devam ediyor. Mahkeme heyetinin tutumunu eleştiren Bayır, “Yaşananlar dışarıdan bakıldığında adeta bir tiyatro gibi görünüyor. İlk iki gün hemen ara veriliyor, bırakılıyor, gidiliyor. Böyle bir şey olabilir mi? “Ben küstüm, oynamıyorum” der gibi bir tavırla bir hâkim hareket eder mi? Bu gerçekten akıl alır gibi değil. Duruşma salonundaki tavır da ayrıca düşündürücü. Sanki herkesi terbiye etmeye çalışan bir anlayış var. Adeta bir aslan terbiyecisi gibi… Böyle bir yaklaşım olabilir mi? Bu, yargının ciddiyetiyle bağdaşır mı? Açıkça söylemek gerekirse bağdaşmıyor. Zamanla süreç biraz daha oturur gibi oldu belki ama hâlâ çok ciddi sorunlar var. Bir yıldır babasını, kardeşini, amcasını, annesini görmeyen insanlar var. Bu insanlar yakınlarını görebilmek için geliyor ama buna izin verilmiyor. Bu sadece hukuki bir mesele değil, aynı zamanda psikolojik bir baskı haline gelmiş durumda” değerlendirmesinde bulundu.
"Daha kötüye gidecek"
Ekrem İmamoğlu’nun tutukluluğunun birinci yılına girilmesiyle birlikte, en kritik başlıklardan biri de cumhurbaşkanlığı adaylığı oldu. Diploma iptaline ilişkin yargı sürecinin devam etmesi ve olası bir siyasi yasak ihtimali, İmamoğlu’nun seçimlere katılımını doğrudan etkileyebilecek faktörler olarak öne çıkıyor. Ancak CHP içinde farklı bir değerlendirme de hâkim. Parti tabanında oluşan sahiplenme duygusunun, İmamoğlu’nun siyasi gücünü zayıflatmak yerine artırdığı görüşü dile getiriliyor. Davanın geleceği hakkında konuşan Bayır, “Açıkçası ben bu sürecin daha da olumsuz bir noktaya gideceğini düşünüyorum. Çünkü görüyoruz ki bunlar her şeyi göze almış durumda. Sandıkta kaybettiklerini başka yollarla, gayriyasal yöntemlerle almaya çalışıyorlar. Bugün geldiğimiz noktada, bu ülkede demokrasinin işlediğini iddia etmek de mahkemelerin adil çalıştığını söylemek de gerçekten çok zor. Bu tablo ortadayken, kim çıkıp da “her şey yolunda” diyebilir?” diyerek sözlerini tamamladı.