124. DOĞUM GÜNDE MEMLEKETE. İSTANBUL’A HASRET, İŞTE ŞİİRİYLE NÂZIM HİKMET...

Abone Ol

İstanbul’da bir ceviz ağacı, bir hasretlik türküsüdür. Bir deniz feneridir. Vatan Haini Bir Vatan Şairidir(!) Anadolu’dan koparılmaya çalışılan, “Tepeden Tırnağa İsyan Bayrağı” Nazım Hikmet. Sevdayı, umutu, doğayı inci gibi mısralarda dile getirendir. Şair doğmuş, şairce yaşamıştır bir ömür.

Nereye giderse gitsin kutsal saydığı Türkçesi de yanındadır. ”Bir marangoz tahtayı, rendeyi nasıl severse, bir köylü toprağı, tohumu nasıl severse, ben de Türkçemi öyle severim” demiştir o...

“Memleketim, memleketim, memleketim, Ne kasketim kaldı senin ora işi. Ne yollarını taşımış ayakkabım, Son mintanın da sırtımda paralandı çoktan, Şile bezindendi. Sen şimdi yalnız saçımın akında, Enfarktında yüreğimin, Alnımın çizgilerindesin memleketim, Memleketim, “Memleketim…”

Bu dizeleri yazmış katıksız bir yurtseverdir Nazım.

Kızkardeşi Samiye'den bir anekdot;

Küçük Nâzım, oldukça haşarıymış. Bir gün durup dururken cam kırmış. "Neden kırdın?" sorusuna da "Camdan bir uçak yapmak için" karşılığını vermiş...

Bu söz, bir şiir türünün başlangıcı mıydı acaba?

Yıllar sonra 10 yıl geçirdiği Bursa Hapishanesi'ne, "Taş Tayyare" adını koyacaktı.

Onun uçaklarla ilişkisi acayipti.

Pekin'de kalp krizi sonrası Moskova'ya dönüşü mesela.

Havana'ya gitmek sevince boğmuştu.

Tanganika uçuşu onu bu kez yormuştu...

****

"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin” diye sormuştu Nâzım Hikmet ‘Saman Sarısı’ şiirinde Abidin Dino’ya.

Dino anlatıyor;

"Paris'e geliş gidişleri onu avutuyordu.

Biraz Türkiye sayılabilir St.Michel mahallesi, kahveleri, sokakları, değil mi ki sık sık bir dosta rastlanır ya da hiç tanımadık Türkçe konuşan birilerine...

Evet, kaç kez Nâzım'ı hava limanlarında sevinçle karşıladık ya da uçağa bitişini seyrettik kederler içinde.

Ne var ki uçaklar camdan değildi daha!

Ayrılıklar, Nâzım'ın bir ömür boyunca yazgısı.

Anadan babadan ayrılış, sevgililer den ayrılış, dostlardan ayrılış...

Bir de deniz belirgin onun ömür

çizgisinde. Hep deniz... Kaçmalarında deniz, şiirlerinde deniz...;

“Bulut mu olsam, gemi mi yoksa?

Balık mı olsam, yosun mu yoksa? ..

Ne o, ne o, ne o. Deniz olunmalı, oğlum,

bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla...”

****

Bir hasretlik türküsüydü...

Uzun hapislik yılları Nâzım'ı hep özlemek zorunda bırakır.

Doğayı, kadını, sokağı, evi, denizi özler.

Yaşanmışlıklara uzaktan bakar, kahrolurdu.

Elbette İstanbul...

Özleminin simgelerindendi "Yedi Tepeli Şehir";

"Seviyorum seni denizi ilk defa uçakla geçer gibi

İstanbul’u da yumuşacık kararının ortalık

İçimde kımıldananbir şeyler gibi

Seviyorum seni 'yaşıyoruz çok şükür' der gibi."

Prag'ta İstanbul’u görürdü;

"Prag şehri yaldızlı bir dumandır

Viltava suyunun köpüklerine

Martı kuşlarıyla gelir İstanbul "

Hazer denizi kıyılarında Boğaz'ı anımsar;

"Tepedeyim

Avuç avuç çarpar yüzüme ışık taneleri

Havada rastlanır peşrevi Boğaziçi suları gibi akar."

İstanbul özlemi hep diridir...

O özlem, yakınlarıyla sevdikleriyle bütünleşir, mısralara dökülür;

"İki şey var ancak ölümle unutulur

Anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü

Ve koparmış eski kayıklar gibi yüzer

Kışın sabaha karşı rüzgarda tahta cumbalar

Ve saç mangalın küllerinden uyanır uykudan büyük İstanbulum."

Bu yazı, "Ceviz Ağacı" sız olmaz;

"Yapraklarım ellerimdir, kaç yüz bin elim var

Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul 'a

Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım.

Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u

Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım,

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,

Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında."

"Memleketim, memleketim" diye sayıklayan ve o memleketine kavuşamayacağını düşünen şairin ruh durumu çok belirgindir şiirlerinde...

Nereye gitse memleketini, Türkçe'yi yüreğinde taşımış, orayı memleketi yapmış bir vatan hainidir(!)

****

Çağdaş edebiyatımızın en büyük şairidir Nâzım Hikmet

Dünyada Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra en çok tanınan ikinci Türk; Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Bir Şey"inde "En yavuz evladı bu memleketin" yazdığı; Nâzım'dır.

Nâzım; şiirleriyle insanın yüceliğini, insan olmanın da değerini öğretendir.

Şiir dehalığının yanında bir bilgedir de...

Tepeden tırnağa bir kavga olarak geçer ömrü.

Şiirleri kadar, oyunlar, makaleler, senaryolar yazar.

Hayatı adeta romandır, tepeden tırnağa insandır.

Nâzım’ı anlamak;

"Bir ağaç gibi tek ve hür,

Ve bir orman gibi kardeşçesine" yaşamak demektir.

Nazım’ı anlamak;

"Yetmişinde bile zeytin dikecek kadar" yaşamı sevmektir.

"Sol meme altındaki cevahiri karartmamaktır".

Yüreğinde memleket sızısı vardır...

****

Şiiri kavga, şiiri barış, şiiri hasretlik, şiiri kavga.

Özgür bir kuş gibi gökyüzüne dokunur şiiri,

Ne sayar zamanı, ne eskimektedir uçuşları.

Şiirin kanatları aşktan,

Kanatları inattan,

Kanatları devrimci bir ruhtan,

Kanatları müziktendir,

Bir ozanın sesiyle en güzel denizleri aramaktır kanatları.

Nâzım Hikmet Ran;

Bir çocuk haykırışı,

Bir devrim şarkısı,

Bir başlangıç, süregelen bir yolculuk halidir şimdi..."

Bu dizeleri de çok sayıda Nâzım şiiri bestelemiş

-her biri de adeta marş olmuştur- Zülfü Livaneli paylaşmış...

****

Finali bizzat Nâzım 'ın sözcükleri ile yapalım;

"Şiirinin kökü, yurdumun topraklarındadır.

Ama dallarında bütün topraklara, doğuda, batıda, güneyde, kuzeyde, uçsuz bucaksız yayılan bütün topraklara, o topraklar Unutulmaz kurulmuş medeniyetlerin, bütün dünyamıza uzanmak istedim.

İnsanoğlu nerede ne zaman ve hangi dilde olursa olsun, yüreğime ve kafama uygun bir şiir söylemişse, onun söylenişindeki ustalığı incelemeye, ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştım.

Yalnız kendi edebiyatımınkileri değil, Doğu ve Batı edebiyatının bütün ustaların ustası bildim..."

Can Baba(Yücel) ne güzel demiş?;

"Nâzım, Türk şiirinin üstünden bir yalım gibi geçti."

Bir çınar gibi kök saldı dizeleri...

-----------------------------------

VAPUR

Yürek değil be, çarıkmış bu, manda gönünden,

teper ha babam teper

paralamaz

teper taşlı yolları.

Bir vapur geçer Varna önünden,

uy Karadeniz'in gümüş telleri,

bir vapur geçer Boğaz'a doğru,

Nazım usullacık okşar vapuru,

yanar elleri...

(27 Mayıs 1957, Varna)

Otobiyografi

1902’de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem.
üç yaşımda Halep’te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova’da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova’da Tseka-parti konukluğu ve
on dördümden beri şairlik ederim.

kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık grevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir

otuzumda asılmamı istediler,
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçtim dört metrekare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Prağ’dan Havana’ya.

Lenin’i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924’te
961’de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır
partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında ezilmedim

951’de bir denizde genç bir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52’de çatlak bir yürekle dört ay sırt üstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo’ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımıniçtim ama akşamcı olmadım

hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı, ne mutlu bana
başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim
bindim tirene, uçağa, otomobile,
çoğunluk binemiyor.
operaya gittim,
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere ben de gitmedim 21’den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye,
ama kahve falına baktırdığım oldu
yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiyem’de Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filân olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin

bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın
sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim
ve daha ne kadar yaşarım,
başımdan neler geçer daha
kim bilir.
(11 Eylül 1961, Doğu Berlin)